Genel Uyarı

Bu sitedeki içeriğin Milliyet.com.tr ile ilgisi bulunmamaktadır. SizdenSize, tamamen üye sitelerin içeriklerinden oluşuyor.
Bu içerik 18 Kasım 2011 Cuma 14:05 de eklendi

Arap Dünyası Türkiye'yi Örnek Almak İstiyor Mu?

Bu oldukça tartışmalı bir soru...

Her zaman ve her durumda olduğu gibi Batı bir kez daha bizler, daha doğrusu bölgemiz için neyin en doğrusu olduğuna karar vermiş durumda.

Onlara göre İslam'la barışık, laikimsi ve demokrasimsi (ve de global pazarlara göbekten bağlı) tüketim toplum modeli biz Müslümanlar için en doğru yönetim şekli.

AKP iktidarında bunun en güzel örneğini sunan Türkiye de Arap Baharı'yla diktatör yönetimlerine isyan eden Ortadoğu ülkeleri için ideal rol modeli.

Böylece herkes mutlu ve mesut bir şekilde hayatına devam edecek.

Batılılar artık işlerine yaramayan diktatörlerden kurtulup ilk elden bölgenin yer altı ve üstü zenginliklerine sahip olacak. Gerçek kimliği olan İslam'a kavuşmuş olan Türkiye belki biraz daha totaliter ve kapalı bir topluma dönüşecek, ama Batı'yla geliştirdiği derin ticari işbirliği bir taraftan manevi işbirliği de öbür taraftan ayaklarını çift yönlü sıkı bir şekilde bağlayacak. Eskisine kıyasla daha “özgür” ve “demokrat” bir yönetime kavuşup, batılı dünya nimetlerinden daha fazla pay sahibi olan Arap goncalarının da yüzü gülecek. Artık içlerinden o bombacı Taliban gibi canavarlar da çıkmayacak.

Evet, sevgili batılı dostlarımızın hülyası bundan ibaret.

Bu bölgedeki çoğunluğun da bunu istediğinden emin gibiler. Belki elitler, muhalifler falan farklı düşünebilir, ama sonuçta çoğunluğun düdüğü öter. O çoğunluğu elde eden de galip gelir. O galip geleni elde eden de hepsini yönetir. Bunun için tüm medya olanakları, dergi kapakları başta olmak üzere, seferber edilir. Dün çadırlarda ağırlananlar, sanki daha önceden bilinmiyormuşçasına, her gün yeniden karalanır. Suriye işgali de şık bir şekilde Müslüman bir ülkeden üzerinden gerçekleştirilerek, öyle değilmiş gibi sunulur, işgal eden daha bir kahraman gösterilir ve sonuçta hazır pişmiş yemek yine bura halkına güzelce yedirilir.

Ne diyelim, hepimize afiyet olsun!

Ancak bu modelin en büyük pürüzü bu kadar kusursuz olarak gösterilen Türkiye'nin içinde süregelen değerler kavgasıdır. İslami ve laik kesim arasındaki çatışmadır. Ama en büyük çelişki şudur ki, bölgeye o kadar sempatik ve de karizmatik gelen Türkiye'nin lideri, aslında temsil ettiği manevi değerler kadar laik Cumhuriyet'in de bir ürünüdür. Giyimden kuşamına ve de tavırlarına kadar aynı zamanda modern bir ülkenin temsilcisidir ve bu özellikleridir onu dindarlığının dışında Ortadoğu diktatörlerinin yanında bu kadar cazip kılan.

Ve biz Müslümanların çözemediği en büyük sorunlardan biri, neden salt dini değerleri olan toplumlarda, neden böylesine çok yönlü insanların yetişemediğidir. Çünkü olay bazı İslami çevrelerin savunduğu gibi sadece teknolojik değerleri almak değildir. Bu bir düşünce bütünüdür. Gerçek anlamda çağdaş ve evrensel olabilmektir. Gerçek anlamda ve her şart altında herkesi kapsayabilmektir.

Oysa bırakın dindar olmayanlarla, dindarlar kendi aralarında bile büyük fikir ayrılıkları ve çatışmalar yaşamaktadır. Mustafa Akyol bunu 26 Eylül'de “Laiklik Müslümanın nesine lazım” adlı yazısında şöyle dile getirmiş: “…“İslam'ın değişmez hükümleri”nin ne olduğuna kim karar verecek? Hangi mezhep, hangi ekol, hangi alim, hangi cemaat? Çoklukta laiklik. Hayrettin hoca da bu problemi görmüş olacak ki, bir sonraki yazısında şunu yazdı: “İslâmî gruplar aralarında yapacakları danışmalar ve görüşmelerle, bütün grupların ortak oldukları bir İslam anlayışını referans almada ittifak edeceklerdir.” İdeal bir dünyada ideal bir çözüm olurdu kuşkusuz bu. Ama gerçek dünyada pek mümkün gözükmüyor. Pakistan'da 80'lerde denenen “kanunların İslamileştirilmesi” projesi tam da bu açıdan çıkmaza girmiş, çünkü her mezhep “doğru İslam budur” diye kendi bildiğini dayatmıştı. Türkiye gibi İslam anlayışlarının giderek daha da çeşitlendiği ülkelerde ise böyle bir “ittifak” daha da zor gözüküyor. İşte, laiklik fikri, İslam dünyasına asıl bu yüzden lazımdır. Gayrımüslimler ve seküler insanlar bir yana, farklı meşreplerdeki Müslümanları baskıya veya çatışmaya düşürmeden yaşatmak için gereklidir. …”

Diyeceğim, birincisi Türkiye'de laiklik ve demokrasi hala çok tartışmalıdır. (Ancak bu tartışmaları ortak “doğru” çözüm bulmak açısından yerinde buluyorum. Çünkü yokmuş gibi davranmakla yok olmuyorlar.) İkincisi Arap Baharı yaşayan ülkelerin ne kadar demokrasi ve özgürlük istedikleri de ayrıca tartışmalıdır. Birçoğu salt İslam'ı istiyor ve bundan anladıkları da çoğunlukla kadınların zorla da olsa örtünmesi, çok eşlilik, bedeni cezalar ve recm. Müslümanların bir bölümüne göre böyle olunca otomatikman Müslüman toplum inşa edilmiş olunuyor.

Oysa böyle yaparak büyük yerel ve global sorunlara güzel, imrendirici, insani ve de “ideal” çözümler bulmak bir yana, kapalı ve edilgen toplumlar yaratılıyor. Hem de “kâfirlerin” elinde oyuncak olmuş toplumlar. (Suudi Arabistan bu sene Amerika'dan kaç milyar dolarlık silah alımı yapmak zorunda?) Hele rüşvetle anılmayan Müslüman bir toplum var mı? Der Spiegel bir kez sormuştu, kadınların örtünmesi, çok eşlilik, kamçı ve recm dışında günümüzde Müslümanlar hangi konularda farklılık sunabiliyor diye? Ve sunamıyorlar diye de eklemişti.

Bu yüzden Batı'nın pek bir hevesle örnek gösterdiği ılımlı İslami Türkiye aslında şu anda bulunduğu “ara bölge”de tesadüfen veya zoraki bir şekilde duruyor. Hala toplum olarak tarafların barışını sağlamış değiliz. Hala en temel değerlerimiz üzerinde kavga ediyoruz. Ve dindarlaştıkça mezhep ayrımlarının daha da derinleşmesine engel olamıyoruz. Güya gayrimüslimlere hoşgörülüyüz, ama oy uğruna ‘bunun annesi Ermeni' demekten utanmıyoruz. Cemaatler arasındaki sataşmalar ise laiklerinkine rahmet okutacak cinsten.

Ama galiba Batı için Müslüman toplumları en cazip kılan, muhalefete izin verilmemesi. Lideriyle anlaştığın an iş bitmiş sayılıyor. Onun için kontrollü bir dindarlığa dünden razılar. Onun için Türkiye'nin örnek olmasını istiyorlar.

Ancak Türkiye şu anki haliyle oturmuş bir model değil.

Ve Batı'nın istediği anlamda oturmuş bir model de Arap ülkeleri için model değil.

Herhalde biz bölge insanlarının istediği model de Batı için uygun değil.

Bu topraklar hep bu kaderi yaşamadı mı zaten?

Zuhal Nakay

Not: Bu yazı da son günlerdeki başka “dini” bir tartışmaya ışık tutacak cinsten: "İstanbul'dan Mekke'ye İnşaat Ya Resulullah"

http://twitter.com/#!/sadevatandasnet

http://www.gazetemen.com/yazarlar

Bu içerik 226 kez okundu

İçeriğin Orjinal Hali
http://www.sadevatandas.net/yorum18112011.htm

Etiketler: arap baharı,Türkiye'nin Batı tarafından rol modeli olarak sunulması,Laiklik,Demokrasi,İSLAM

Bu içeriği ekleyen site : sadevatandas.net