Genel Uyarı

Bu sitedeki içeriğin Milliyet.com.tr ile ilgisi bulunmamaktadır. SizdenSize, tamamen üye sitelerin içeriklerinden oluşuyor.
Bu içerik 23 Ağustos 2011 Salı 15:05 de eklendi, 3 kere paylaşıldı

Güzellemeler Ve Gerçekler

Kocaman Bir Yalan Balonunun İçersinde Kaybolduk

Türkiye açısından gerçekten de kritik bir dönemden geçiyoruz, çünkü yaşadığımız coğrafya adeta hallaç pamuğu atar gibi alt üst ediliyor. Kuşkusuz ki Ortadoğu yeniden dizayn ediliyor ve kuşkusuz ki bu dizayn bölgenin yer altı kaynaklarıyla ve eşsiz jeopolitik konumuyla yakından ilgili.

Herhalde hiç kimse bu “Arap Baharı” denilen hareketlenmenin kendiliğinden oluştuğunu düşünecek kadar saf değildir. Birdenbire ve eş zamanlı oluşan ayaklanmalar bölgede - bir kez daha - çıkarlar çatışmasında batılı güçlerin galip gelme arzusun uzantısıdır.

Tabii ki Ortadoğu diktatörlerin pençesinde kıvranmaktaydı. Ama bu uzun zamandır bilinen bir gerçekti ve bu zatlar Batının tüm bilinen liderleri tarafından pek de bir hoş tutuluyordu. Merkel, Sarkozy, Berlusconi ve diğer tüm tanınmış Avrupalı ve Amerikalı üst düzey siyasilerin en sevdikleri tatil beldeleri ve ev sahipleri bu diktatörlükle yönetilen Arap ülkelerin ta kendisiydi. Der Spiegel'ın yayınladığı listeye göre daha geçen yaz buralara uzun mu uzun lüks mü lüks “kaçamaklar” yapan beyler ve hanımlar ne oldu da birdenbire bu bölgenin özgürleşmesini ve demokratikleşmesini bu kadar önemseyip arzular oldular? O kadar sıkı fıkı oldukları totaliter dostlarıyla neden araları birdenbire buz kesildi?

Bana sorarsanız bu köhnemiş diktatörlere ne kadar antipati besliyorsanız bundan çok daha fazlasını bu ikiyüzlü ve menfaatçi batılı liderler çetesi hak ediyor. Aslında olay şundan ibaret, artık o megaloman diktatörlere ihtiyaçları kalmadı. Ortadoğu'yu “özgürleştirmek” bahanesiyle kendilerine açık bir tüketim pazarı haline getirmek ve her şeyden önce de zengin yer altı kaynaklarına “sorunsuz” bir şekilde sahip olmak istiyorlar. Olay bu kadar basit.

Söyleyin bana, hangi Irak her şeye rağmen daha yaşanabilir haldeydi? Saddam'lısı mı yoksa Saddam'sızı mı? İsrail'e o kadar tepki verirken yanı başımızda bir ülkenin tüm alt yapısıyla beraber çökertilmiş olmasına neden hiç sesini yükseltmiyor kahraman iktidarımız? Öyle ya da böyle Irak bundan önce bir ülkeydi, şu anda ise sadece bölünmeye ve sınırları yeniden çizilmeye çalışılan bir toprak lekesinden ibaret.

Diğer açıdan bakınca da bu bölgenin sadece iki tane sağlam kayası vardı, Türkiye ve İran. “Vardı” diyorum, çünkü tüm güzellemelere ve şişirilen balonlara inat bu sağlam kayaların altı fena halde oyulmaya başlandı. Yukarıdan bakıldığında fazla bir şey görünmüyor henüz, ama tüm hazırlıklar tamamlanmak üzere.

Nasıl olduysa, demokrasi ve özgürlük süreci bu ülke insanını hiç olmadığı kadar bölmeye başladı. Üç adet Türkiye şekillenmek üzere – laik, dindar ve de etnik. İşin en acı yanı da, körüklenen nefretin aksine bu üç kesim fazlasıyla birbirine geçmiş ve kaynaşmış durumda. Bundan önceki yazılarımda da belirttiğim gibi, aslında aynı insan tipinin farklı dünya görüşleri söz konusu olan - Kürt kardeşlerimiz de buna dahil. Ama öyle bir sürece girdik ki, mümkün olduğunca çok ayrışma noktası üretilip üzerine var gücüyle gidiliyor.

Bir ülkeyi nasıl en etkin bir şekilde bölebilirsiniz? Silahlanmayı tek bir merkezin elinden alıp, farklı odaklara dağıtarak. Laik kesime atfedilen ordu Amerika'nın bariz ve tartışmasız desteğiyle lağvedilirken, terörle mücadele bahanesiyle polis silahlı kuvvetlere dönüştürülmekte ve özerklik adı altında İmralı'dan misil yerel güçler talebi seslendirilmektedir. Böylece Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu tarihten bu yana ilk defa gerçek anlamda bir bölünme tehlikesiyle karşı karşıya gelmiştir. Dünyanın neresine bakarsanız bakın, taraflar silahlandığı anda iç çatışma kaçınılmaz oluyor.

İran deseniz, aşırı baskıcı rejimin faturasını ha ödedi ha ödeyecek. Suriye'ye ise Türklerin müdahale etmesi için tüm iç ve dış yayın programları tam gaz propagandaya geçmiş durumda. Hatta bazı köşe yazarlarımız hızlarını alamayıp Suriye'deki “kâfirlerin” üzerine bomba yağdırıp “mümin” halkı kurtarmak için dua ediyor. Ne diyelim, Allah akıl fikir versin!

Libya'da uzun süredir bulunanlar, Libyalıların aslında Kaddafi'yi her şeye rağmen sevdiklerini, çünkü sosyal devlet alanında çok yatırım yaptığını söylüyorlar. Şu anda muhalif güçler olarak adlandırılan kesimin ise, yine Kaddafi'nin desteğiyle, komşu Afrika ülkelerinden gelip çalışan ve sonradan Libya vatandaşı olanlardan oluştuğunu belirtiyorlar. Niye bizde hiç bu yönde bir yorum verilmiyor medyamız tarafından? Bu üzerinde durulmaya değer bir “ayrıntı” değil midir?

Diğer taraftan Libya'yı bombalayan Batı yine aynı şekilde onun inşası için de kollarını sıvamış durumda. Önce kendi silah sanayilerini zengin ediyorlar, sonra da inşaat ve alt yapı şirketlerini. Bizde de “üçlü” silahlanmanın galibi tabii ki yabancı dev silah şirketleri. Ama her şeyden öne yeniden dizayn edilmiş ve parçalara bölünmüş bir Türkiye, bu bölgenin tümüyle Batının hegemonyası altına girmesi demektir.

Unutmayın ki, sizin ordunuzu “gevşetmeye” çanak tutanlar, kendi ordularının kılına helal getirmiyorlar. Vahşi diktatörler mi? ABD ordusunun terörist zannı beslediği kişileri konuşturma yöntemleri: Islak çarşafla “boğma”, içi sokan böceklerle dolu sandığa koyma, el ve bacak bileklerinden denge sağlayamaz şekilde çömeltilerek yere kelepçeleme ve bu halde saatlerce tutup müziği de sağır edecek seviyeye getirme (kaynak Der Spiegel). Hangi demokrasi ve insan haklarından bahsediyoruz, Allah aşkına?

Ama Batı'nın en sevdiği yöntem o anda işine gelen yönetimi ve liderini iltifata boğup gaza getirmektir. Hele bir de söz konusu ülkede o lider %50 oy ile işbaşına gelmişse ve tabanı bu “şişirmelere” bayılıyorsa. Dışişleri bakanımızın o havasından geçilmeyen duruşu belki kendi seçmenlerini mest edebilir, ama Batı'nın en çok küçümsediği ve içten içe dalga geçtiği tavır budur. Emin olun bu böyledir.

Batı hiçbir şeyi karşılıksız yapmaz, onun için bu abartılı Erdoğan övmelerini çok tehlikeli buluyorum. Sadece bu tutumları bile bu bölgede ne kadar büyük hesapların peşinde olduklarının en çarpıcı göstergesidir. Bana inanmıyorsanız veya yazdıklarımı abartılı buluyorsanız, bekleyin ve görün derim.

Üzgünüm, ama oruç ağız dışta ve içteki bu boş güzellemelere daha fazla katlanamadım.

Ne olur, artık gözünüzü açın da gerçekleri görün! Kocaman bir yalan balonunun içersindeyiz ve korkarım ki patlayınca fena halde popo üstü çakılacağız.

Haberlerde komandolar gibi tatbikat yapan polisimiz, gösterisini sanki mehteran müziği eşliğinde yapıyordu. Kulaklarıma inanamadım.

Bu kadar mı hayal dünyasının içersinde kaybolduk?

Zuhal Nakay

http://twitter.com/#!/sadevatandasnet

Bu içerik 3474 kez okundu

İçeriğin Orjinal Hali
http://www.sadevatandas.net/yorum23082011.htm

Etiketler: "Arap Baharı",Yer Altı Kaynakları,Jeopolitik Konum,Bölgenin Yeniden Dizayn Edilmesi,Silahlanma,Bölünme,türkiye,İran,Suriye,libya

Bu içeriği ekleyen site : sadevatandas.net