Genel Uyarı

Bu sitedeki içeriğin Milliyet.com.tr ile ilgisi bulunmamaktadır. SizdenSize, tamamen üye sitelerin içeriklerinden oluşuyor.
Bu içerik 11 Eylül 2011 Pazar 16:08 de eklendi, 12 kere paylaşıldı

Mavi Marmara Ve Yanlış Duygusallığımız

Sivil Yardım Kuruluşu Asla Savunmaya Geçmemeli

Dün Habertürk'te Yıldıray Oğuz'un “Peki biz Mavi Marmara konusunda ne kadar dürüstüz?” yazısı dikkatimi çekti. Kendisi BM'nin Mavi Marmara Raporu'nu okumuş ve “Türkiye'nin "yok hükümde" ilan ettiği rapor, en azından dokuz sivilin nasıl öldürüldüğünü anlatırken dürüst” diye yazmış.

Rapordan ayrıntılar verdikten sonra da eklemiş: “Yani beğenmediğimiz, yok saydığımız, "İsrail'in adamı bunlar" dediğimiz Palmer Raporu, en azından 19 yaşındaki yaralı bir çocuğun İsrail askerleri tarafından infaz edildiğini söyleyecek kadar dürüst.”

Ama en çok da yazının ana fikrini özetleyen şu cümleleri önemsedim:

“… Evet, İsrail gaddar bir devlet. İsrail'in güvenliği için öldürdüğü binlerce sivil bunun şahidi. Daha beş yıl önce Lübnan'da BM binasına sığınan sivilleri bombalamaktan çekinmemiş, her ay Gazze'de en az bir çocuk öldüren bir devletten bahsediyoruz. Bir askeri için savaş çıkarmış bir devletten bahsediyoruz.

Ama Mavi Marmara yola çıkarken de İsrail gaddar bir devletti.

Hadi çok gecikmiş olsa da, artık kaybettiğimiz insanları geri getiremeyecek olsa da o soruyu soralım: İsrail'in gaddarlığı ortada iken 19 yaşındaki Furkan Doğan'ın ve diğer ödürülen sivillerin askeri helikopterleri ve taarruz botlarıyla full silahlı İsrail askerlerinin indirme yaptığı bir yardım gemisinin güvertesinde ne işleri vardı?

Mavi Marmara bir yardım gemisi. Yolcuları da tamamen silahsız, aralarında bir bebeğin bile olduğu siviller. Kadınlar, gazeteciler, din adamları. Amaç hem yardım götürmek hem de ahlaksız bir ablukaya dikkat çekmek. Durum böyleyken göstere göstere gelen tam teşekküllü İsrail askerlerine karşı güverteyi savunmak, gemiyi teslim etmemek fikrinin mantıklı bir açıklaması var mıydı?

İsrailli komandolara karşı direnmek için gemiden demir parçalar koparıp sopa yapmak, önceden güverteyi korumak üzere gönüllüler belirleyip, İsrail'e karşı neredeyse küçük bir cihad planı hazırlamak da neyin nesiydi?

Uluslararası suyu bırakın, evinizin yatak odasına tam teçhizatlı İsrail askerlerinin havadan indirme yapacağını bilseniz, abajurunuzu kapıp yatağınızı teslim etmeme planı mı yapardınız? Böylece ailenizin geri kalanını da riske atacağınızı hiç düşünmez miydiniz? Gemiye ilk inen üç İsrail askerini döve döve ele geçirip İsrail askerine en iyi bildikleri işi yapmaları yani gaddarca adam öldürmeleri için fırsat verenler bu ölümlerden hiç sorumlu değiller midir?

En büyük silahı haklılık ve sivillik olan bir yardım gemisinden, Gazze Ablukası'nı delecek bir firkateyn, askerî olarak en tecrübeli olanı en fazla savaş görmüş olan aktivistlerden de Arap devletlerinin dize getiremediği İsrail'i yenecek bir direniş örgütü yaratmaya çalışanlar da hesap vermeyecek mi?...”

Oh, be! Allah'ım çok şükür! Sonunda “eğri” ile “doğru”yu birbirinden ayıran birileri çıktı. Hem de “karşı” kanatta yer almayan birileri. Bunu çok önemsiyor ve bu duyguyu bana yaşatan diğer bir ismin de Mehmet Bekaroğlu'nun olduğunu burada anmadan geçmek istemiyorum. Her şeyin olduğu gibi siyasi taraftar ve özellikle de “yandaş” gözünden değerlendirildiği günümüzde, bu gibi dürüst çıkışlara hasret kaldığımızı düşünüyorum.

Ben de bu konuya bir buçuk yıl önceki “Neden etkilenmiyorum?” adlı yazımda değinmiştim. O zamanlar da beni akıldan uzak duygusallık seli bir şekilde rahatsız etmişti ve şu satırları yazmıştım:

“.. Öncellikle belirteyim, tabi ki sivil toplum kuruluşlarının bu gibi yardım girişimlerinde “amatör ruh” esastır ve öyle olmalıdır da. Ama rotayı İsrail-Gazze gibi son derece tehlikeli ve siyasal açıdan neredeyse kör düğüm haline gelmiş bir limana çevirirseniz, mutlaka ama mutlaka bunun olası risklerini önceden belirleyip ona göre önlemlerini almanız şarttır. …

… Eğer bu eyleme geçilmeden önce masa başında toplanılıp tüm artı ve eksiler tartışılıp, “sıfır can kaybı” hedeflenseydi, mutlaka ki önerdiğim cinsten tedbirler alınmış olunurdu. Vicdani yükünüzü sağ salim hedefe ulaştırmaksa gaye, duygusallıktan önce akıldır yol gösterici olan. Ancak baskın anından verilen görüntülere bakılırsa, bu konuda hiçbir tedbir düşünülmemişti ve benim gördüğüm kadarıyla gönüllüler arasında tam bir panik, kargaşa ve ne yapacağını bilememe durumu hâkimdi. Keklik gibi avlanacak durumdaydılar. Ne yazık ki de avlandılar, hem de son derece acımasız olduğu bilenen bir avcı tarafından. …

… Dinimizde hiç kuşkusuz şahadetin yeri çok kutsaldır. Ama neticede bize canlarımızı durduk yere tehlikeye atmamamız için akıl ve mantık gibi iki değerli “koruma” da verilmiştir. Bu coğrafyadaki ‘nasıl olsa şehit oldular' yaklaşımı biraz da insan hayatının çok ucuz olduğunu perdelemek için de kullanılmıyor mu? İnşallah ki iyi niyetlerinden ötürü şehitler Allah katında çok yüksek mertebededirler, ama bu kabul buna neden olanların sorumluluğunu hafifletmez tam aksine belki de bu bahanenin arkasına sığınmanın ağır günahını yüklenmiş olurlar. …”

Onun için ben iyi niyetlerinden şüphe duymadığın gönüllülerin baştan beri gereksiz yere tehlikeye atıldıklarını düşünenlerdenim. Bu yanlışın da aşırı duygusallıkla örtülmek istendiğini düşünüyorum. Ya da İsrail'in bilinen acımazlığı tahrik edilerek, adeta siyasi rant elde edilmeye çalışılıyor gibi.

Cihadın ve şehit olmanın o kadar da kolay olmadığını düşünüyorum. Aşırı ve yersiz duygusallık hep kaybettirir. Ayrıca Hamas'ın da çok acımasız tarafları yok mu? Genç bir annenin canlı bomba olarak kullanılması sizi rahatsız etmiyor mu? Atılan tüm o kıytırık ve zarar vermeyen bombaların bedelini hep Gazze'li çocuklar ödemedi mi? Bu bilindiği halde, aynı yöntemde ısrar etmek kendi çocuklarını bile bile feda etmek değil midir?

İsrail'i, acımasızlığını ve sahip olduğu taraflı desteği biliyoruz. Bu açıdan da BM Raporu benim için hiç sürpriz olmadı. Bile bile lades durumu.

Ama bunu başkaları biliyor ve görüyor olmalıydı. Yarattığı öfke selinden besleniyorlarsa o başka.

Son soru: Neden AKP'li vekiller o gemiye binmekten son anda vazgeçtiler?

Zuhal Nakay

http://twitter.com/#!/sadevatandasnet

http://www.gazetemen.com/yazarlar

Bu içerik 16266 kez okundu

İçeriğin Orjinal Hali
http://www.sadevatandas.net/yorum09092011.htm

Etiketler: BM'nin Mavi Marmara Raporu,Yıldıray Oğuz,Yanlışlarımızı Konuşma Zamanı,Sivillerin Gereksiz Yere Riske Atılması,Aşırı Duygusallık,Siyasi Rant

CEVAP : Ben ne yazdım: “… Eğer bu eyleme geçilmeden önce masa başında toplanılıp tüm artı ve eksiler tartışılıp, “sıfır can kaybı” hedeflenseydi, mutlaka ki önerdiğim cinsten tedbirler alınmış olunurdu. Vicdani yükünüzü sağ salim hedefe ulaştırmaksa gaye, duygusallıktan önce akıldır yol gösterici olan. Ancak baskın anından verilen görüntülere bakılırsa, bu konuda hiçbir tedbir düşünülmemişti ve benim gördüğüm kadarıyla gönüllüler arasında tam bir panik, kargaşa ve ne yapacağını bilememe durumu hâkimdi. Keklik gibi avlanacak durumdaydılar. Ne yazık ki de avlandılar, hem de son derece acımasız olduğu bilenen bir avcı tarafından.. ” Bu şimdi İsrail yanlısı yazmak mı oluyor? Ne kadar da kolay yaftalıyorsunuz! Beğenmediğinize hakaret ederken bile nefret dili kullanıyorsunuz. Sizi bilmem, ama ben dinimizin ve Peygamber Efendimizin “akıllı” ve “tedbirli” olmayı çok önemsediğini biliyorum. “Önce deveyi bağlayın, sonra Allah’a emanet edin” hadisi tam da bunun karşılığıdır. Vaktiniz olursa da “Davut ve Callut” (http://www.sadevatandas.net/yorum29122008.htm ), “Batı ağlamıyor” http://www.sadevatandas.net/yorum12012009.htm ), “Çocuklara yardım etmek” (http://www.sadevatandas.net/yorum19012009.htm ) ve de “En büyük tabu” (http://www.sadevatandas.net/mektup31122008.htm) adlı yazılarım ve okuyucu mektubuna bir göz atın HER ŞEYİ BİLEN DÜRÜST OKUR.

Bu içeriği ekleyen site : sadevatandas.net