Genel Uyarı

Bu sitedeki içeriğin Milliyet.com.tr ile ilgisi bulunmamaktadır. SizdenSize, tamamen üye sitelerin içeriklerinden oluşuyor.
Bu içerik 08 Şubat 2012 Çarşamba 15:17 de eklendi, 22 kere paylaşıldı

İngilizce-yabancı dil öğrenmekte neden zorlanıyoruz?-İkinci bölüm

Öğretmen, kaynakları öneren ve kullanımlarını yöneten kişidir.

Bu yazının birinci bölümünde sizi hayal kırıklığına uğratmış olabilirim, çünkü okurun bu tür yazılara genellikle “kısa yolun kısasını” bulmak için baktıklarını biliyorum. Fakat bu konuda verimli ve nispeten kısa olan yollar bulunsa da, ne yazık ki “kısa yolun daha kısası” yok!

Ben bu yazımda da, İngilizce-yabancı dil öğreniminde bizi engelleyen sorunları, onların çözümlerini ve uzun vadede istediğiniz sonuçları getirecek olan verimli yöntemleri önermeye devam ediyorum.

İngilizce öğretmenlerinin asenkron eğitimden ürkmeleri

İngilizce veya yabancı dil öğretmenleri abartılmış bir merkeziyetçi anlayışın etkisiyle öğrenim sürecinin asenkron olmasını engellemektedirler. “Asenkron öğrenim” kavramı,   öğretmenin denetiminde, ama ondan bağımsız olarak öğrenebilmek demektir. Mesela internet asenkron bir araçtır. Benim yazılarımı gece yarısı ve ben uyuyorken okuyabilirsiniz. Yazılarım benimdir, ama benden bağımsızdırlar. Bunun gibi, İngilizce öğrenen birisi de, taşıtlarda İngilizce hikâyeler dinleyebilir, evinde film seyredebilir veya radyo dinleyebilir. Fakat ben bunları teşvik eden çok az öğretmen görüyorum. Hâlbuki bu etkinlikler, öğrencinin sanal olarak İngiltere veya Amerika’da yaşar gibi dil edinmelerini sağlarlar. Ama öğretmenler, filmlerin ve sesli dokümanların sınıf dışında da, İngilizce öğrenmek için kullanılabilecekleri   gerçeğine karşı ilgisizdirler. Bir meslek erbabının işiyle ilgili verim artıracak metotlara ilgisizliği, bir tür cahilliktir. Verimli yöntemlerin ihmaliyle ortaya çıkan para ve zaman kaybını ve ayrıca başarısızlık hissinin öğrencilerdeki etkisini düşününce, bu cehalete bir tür “ihanet” de diyebiliriz.

Kişinin Ana dilinde yetersiz oluşu:

Bu konuya en duyarsız kitlelerden birisi, Ne yazık ki yabancı dil öğretmenleridir. Meslektaşlarımın bu konuyu yeterince önemsemediklerini düşünüyorum. Aksine öğrencilerini neredeyse kendi ana dillerine küser bir hâle getirmektedirler. Bir eğitimci olarak, alanım ne olursa olsun, öğrencinin ana dildeki yetkinliği benim de ilgi alanıma dahildir. Her konuda olduğu gibi yabancı dil öğrenme konusunda da inancım budur. Bir insanın yabancı dildeki yetkinliği hiçbir zaman ana dilindeki yetkinliğini aşamaz. Yabancı dil öğrenen kişiler, kendi ana dillerinde de okumaya ve dinlemeye teşvik edilmeli, gerekirse programa ana dille ilgili dersler de konmalıdır. Ana dilini iyi yazan, okuyan veya konuşan bir öğrenci yabancı dil öğreniminde de avantajlı durumdadır. Yabancı dildeki hedeflerin yüksekliği ölçüsünde, ana dilde de yetkin duruma gelmek gerekir.

Öğrencilerin zayıf bir genel kültüre sahip olmaları

Ana dil zaafı yanında genel kültürdeki zaaf da ciddî bir sorundur. Bu yüzden yabancı dil öğretmenleri, ne yazık ki çoğu kez dil öğretiminden çok kavram öğretmekle zaman kaybederler. Hayatla ilgili ileri fikirlere sahip olmayan birisi, ne kendi ana dilinde ne de başka bir dilde ileri gidemez. Genel kültürünü geliştirmek, yabancı dilde büyük oranda yardımcıdır. Hatta TOEFL, YDS, ÜDS, KPDS vs gibi sınavlarda genel kültürün genişliği şaşırtıcı bir oranda yardımcıdır. Bence söz gelimi TOEFl sınavı İngilizcenizi ölçmez, hayatla ilgili birikiminizi ölçer ve bunu yapmak için kullandığı dil İngilizcedir.

Bu sebepten dolayı, yabancı dil öğretmenleri öğrencilerini okumaya ve genel konularda kültürlerini artırmaya teşvik etmelidirler.

Öğrenciyle öğrenmek istediği dil arasında duygusal bağ kurulmaması.

Değişik kurslarda yaptığım görüşmelerde ve incelemelerde, öğrencilerin duygusal canlılar olduklarının göz ardı edildiğini görmekteyim. Bir insan kullandığı bardakla bile duygusal bağ kurmak ister. Kullandığımız eşyaları bile, sadece işe yararlıklarını ölçü alarak değil aynı zamanda duygularımızla seçeriz. Bu açıdan, insanlar ne kadar mantıklı olduklarını iddia etseler de, ilgilendikleri konuyla duygusal bağ kurmak isterler. Dolayısıyla söz gelimi Çince öğrenen birisinin o dile ve kültüre duygusal bağ kurmaya ihtiyacı vardır. Bu, o ülkeye veya o dile âşık olmamız gerektiği anlamına gelmez.

Bu açıdan yabancı dil öğretmenleri, öğrencilerin öğrendikleri dile ve o dili konuşan ülkelere karşı duygusal bir ilgi kurmaları konusunda yardımcı olmalıdır. Bu amaçla, o ülke ziyaretleri veya o ülkeyle ilgili filmler seyrettirilmesi yararlı olacaktır.

Yabancı dil öğretiminde araç ve gereçlerin kullanılmaması, bu konunun önemsenmemesi

Ne yazık ki yabancı dil öğretmenleri, çoğu zaman “kahraman rolüne” soyunmaktadırlar. Öğrenciler, öğretmenden başka kaynak tanımazlar, yabancı dilde filmler seyredebileceklerini veya ses dosyaları dinleyebileceklerini ve bu şekilde her yerde yabancı dil öğrenmeye devam edebileceklerini bilmezler. İstisnalar dışında yabancı dil kursları veya okullar mobilyalara yatırım yaparlarken, kitaplıklara veya araç-gereç arşivine yatırım yapmazlar. Hâlbuki kurum imkânlarını kullanarak yabancı dilini geliştiren öğrenciler, kendilerine bu ortamı gördükleri kuruma daha çok öğrenci getirecektir. Öğrencilerini araç ve gereçlerle desteklemeyen bir yabancı dil kursunun veya okulun, bu konuda samimî olduğunu düşünmüyorum.

Bu sebepten dolayı, yabancı dil öğreten kurumların DVD filmler, sesli yayınlar ve yabancı dilde yayınlar bulundurmalıdırlar ve öğrencilerini bunları kullanmaya teşvik etmelidirler.

Eğitim sisteminin öğrencilerin algı sistemlerine göre yapılanmayışı

Ülkemizde ve dünyanın bir çok yerinde, belli bir sayıda öğrenci ortamda ve aynı tarzla öğrenmeye zorlanmaktadır. Hâlbuki insanların öğrenme tarzları ve algı sistemleri farklıdır. Bu durumda kendi öğrenme tarzına göre ders almayan kişiler, bir tür “körlük” veya “sağırlık” yaşamaktadırlar. Bu sistemin değişmesi çok zaman alabilir. Bu açıdan hiç değilse ders dışında, öğrencilerin kendi algılarına göre kullanabilecekleri yöntemler ve araçlar tavsiye edilirlerse, bu durum dengelenebilir.

Bazı öğrenciler, dinleyerek bazıları da seyrederek öğrenmeye meyillidirler. Bu konuda çalışma yapılmalı ve öğrencilerin algı sistemlerine ve kişiliklerine göre filmler, ses dosyaları, kitaplar ve benzeri araçlar önerilmelidir.

Yabancı dil kurslarında ve bu yönde eğitim veren okullarda sağlam bir danışmanlık sistemiyle öğrencilere bilgi verilmeli ve danışmanlık yapılmalıdır. Bu konudaki masraf, mutlaka geri dönecektir.

Dilerim, bunca masraf yapılan bu alanda “fantezi” etkinliklerle değil reel çözümlere odaklanırız.

Savaş ŞENEL

İngilizce Eğitim Danışmanı

& İletişim ve Yazarlık Koçu

savassenel@yahoo.com

savassenel@savassenel.com

Bu yazıma eşlik eden melodi: Dire Straits: “Brother in Arms”

Kitap önerim: Nermi UYGUR: “Dilin Gücü”

Film önerim: American Gangster (2007)

Konuyla İlgili link:

www.dilfelsefem.blogspot.com

Bu içerik 3171 kez okundu

İçeriğin Orjinal Hali
http://www.savassenel.com/index.php/yazilarim/41-makaleler/142-ngilizce-yabanc-dil-oerenmekte-neden-zorlanyoruz-kinci-boeluem.html

Etiketler: ingilizce,İngilizce öğrenmek,yabancı dil öğrenmek,ingilizce kursları,english,English learning,ELT,türkçe

Bu içeriği ekleyen site : savassenel.com/