Genel Uyarı

Bu sitedeki içeriğin Milliyet.com.tr ile ilgisi bulunmamaktadır. SizdenSize, tamamen üye sitelerin içeriklerinden oluşuyor.
Bu içerik 29 Kasım 2012 Perşembe 3:38 de eklendi, 1 kere paylaşıldı

Kadınları Hor Kullanma Rehberi

(Dikkatle okuyun derim!)

Bak şu modernizmin yaptığına!
 
Modernizm, kadın erkek eşitliği masalıyla bizi, yani kadınlarla erkekleri aynı arenaya dâhil edip-dövüştürmeye başladı. Sabahları sakal traşı olup saçlarını taramakla yetinip evden çıkabilen biz erkeklerle, aynanın karşısında “kırılgan” güzelliklerini her sabah yeniden inşa etme gereği duyan kadınları “eşit yapıverdi! Hâlbuki biz eşit olmadık, ruhlarımızın aradığı şey, eşitlik değil, adaletti!
 
Kadınlar neden güzel olmak isterler?
 
Bize kadınların kendileri için güzel olmayı istediklerini masalını armağan ettiler! Evet bir kadın yalnızken de güzel olmayı ister! Ama size bir sır vereyim, bunun arkasında kendisini ve çocuklarını emanet edeceği, doğru kişiye karşı her an hazırlıklı olma isteği vardır. Yani aslında amacı, aradığı kişiye rastladığında, onun beğenisi kazanabilmektir! Çünkü hayatta en acı şeylerden birisi, aradığınız kişiyi bulduğunuz zaman, onun sizi beğenmediğini veya sizden başka birisini arıyor olduğunu görmektir! 
Kadın erkek eşitti, yani erkekler nasıl karşı cinsle geçici ilişkiler kurabiliyorlarsa kadınlar da kurabilirlerdi. Erkeklerin de geçici ilişkiler kurmaması gerekiyordu, ama doğal ayarları buna uygundu. Semavî ve arzî düzenlemeler (yasalar, düzenlemeler, tüzükler vs) , bu ayarların yeterli olmadığını değiştirilmesi ve erkeğin adanmayı öğrenmesi gerektiğini söylüyordu. Kadınların anneliği bebek doğduğu anda doğal olarak öğreniyor olmaları, ama erkeğin babalığı öğrenmek zorunda oluşu gibi. Fakat “biçimlenmemiş” doğal ayarlarla yaşamak birçok erkeğe daha kolay geldi. 
 
Erkekler yapar da ben yapamaz mıyım?
 
Bu sefer kadın: “Erkekler yapar da ben yapamaz mıyım?” dedi. Fakat kadının unuttuğu bir şey vardı: Bir buseyle veya bir dokunuşla bile canlanan o derin aidiyet duygusu! Hani erkeğin öğrenmek zorunda olduğu, ama kadının muhatabını biraz bile seviyorsa, içinde ve ona karşı doğmasını engelleyemediği o duygu. 
 
Bu sefer ne oldu? Erkeğin formatlanmamış doğal ayarlında olan şeyler, kadının doğal ayarlarının formatlanmamış hâline de uygun değildi! Aidiyeti öğrenmemiş erkekleri fazlaca hırpalamayan ayrılıklar, kadını hırpalamaya başladı. Yani erkek bir kadını onunla önemli şeyler yaşadıktan sonra bile bırakıp-giderken kadın neden yapamasındı? Eşit değiller miydi? Fakat kadın bunun böyle olmadığını, aidiyet duygusunu aşamayacağını anladı ve rol yapmaya başladı. Aidiyet duygusunun güçlü oluşunu zaaf olarak gördü. Bırakılıp veya bırakıp-gitmeyi önemsiz bir şey olarak görmek istedi. Ama bu olmadı. Aidiyet duygusu hırpalanıp karşılıksız kalınca, siz de uyuşturucu almak zorundasınızdır. Bu da genellikle karşı cinsi hor görmeye başlamak veya yeni ilişkilere kapılmak şeklinde olur. Bağlanmak ve aidiyet duygusu taşımak ayıp değildi bir üstünlüktü. Ama hak ettiği karşılığı bulamadığı için anlamsız bir değer hâline geldi! 
 
Aidiyet duygusu hem nimet, hem sınavdır!
 
Kadının aidiyet duygusunun ne kadar kuvvetli olduğunu anlamayan ve kendi aidiyet duygularını geliştirmeyen erkekler, kadını hayal kırıklığına uğrattılar. Kendi eşinin ve kızlarının aidiyet duygularını güçlendirmeye çalışırken, ofisinde çalışan bir bayanın, komşu kızının veya bir başka kadının boşluklarını kollamayı da ihmal etmediler. 
 
Bu arada medeniyet kadına marka olmayı öğretmedi. İlgi çekmenin kısa yollarını öğretti. Erkeğin görsel bir canlı olduğunu, kadının bedenine göz takılırsa, onun zihnine bakma konusunda zorluk yaşayacağını söylemedi. Bedenin gizil bir hazine olarak kalması, sonradan gelen bir ödül olması gerektiğini ve avans olarak verilemeyeceğini anlatmadı. Kadın, bedeninin çekici yanlarına bakan bir erkeğin kendisine aşık ve ait olabileceğine inanma yanlışına düştü. Erkeğin, kendisini bir bütün olarak algılamada zorluk çektiğini göremedi. 
 
Acıtan oyun!
 
Derken kadın bu oyunu sürdürdü. Güçlü görünmeye çalıştı. Ama her ilişkide canı daha çok acıdı. Deliler gibi sevdiği ve ait olmak istediği bir erkeğe “Beni başka türlü sevmek zorunda değilsin, arkadaş kalabiliriz” demeyi öğrendi. Ama bunlar modernizmin onlara öğrettiği “güzel” sözlerdi. Gerçek değişmedi. Kadın kendisine uygun olan bir erkeğe ait olmak istedi. Bunu aradı, ama belli etmedi. Bazen, güçlü görünmek için çok güzel bir aşkı ardında bıraktığı bile oldu! 
Ama erkekler için şaka gibi olabilen şeyler, kadınlar için hiçbir zaman şaka olmadı! 
Dokunulmak veya bir an için bile içtenlikle önemsenmek, kadın için her zaman ciddi bir şey oldu. Ama erkekle eşit görünebilmek için, bunu belli etmedi.  
 
İşin kötüsü her seferinde acı çekmemek için, kadın kendisindeki aidiyet duygusunu öldürünce de, bu bir dönüşüm oldu. Yüreğinde kocaman bir boşluk kaldı. Erkek gibi kadınlar oldular, ama erkek olmadılar. Çünkü bu mümkün değildi.
 
Arkada kalan enkazdır
 
Bu sebeple erkek mesafeli durmayıp ileriyi düşünmeden yakından ilgilendiği bir kadını ardında bıraktığı zaman, arkasında bir enkaz hâline gelmiş veya bir enkaz olma yoluna girmiş bir insan bıraktığının farkına varmalıdır.   O kadın, insaflıysa ve onun peşine düşüp hayatını karartmadıysa bile, kendisinin bir şekilde cezalandırılacağını düşünmelidir. 
 
Yok eğer ardında bir enkaz bıraktığının farkında olduğu hâlde, buna aldırmıyorsa, kendisinin de bir enkaza dönüştüğünü görmelidir. Arkasında enkaz bırakabilen ve acı duymayan birisinde, hayatın güzel yanlarını duyumsamasını sağlayacak olan diğer latifelerin de yok olacağını bilmelidir. Eliniz nasır tutarsa, sert şeyleri tutarken acımaz, ama ipeğin yumuşaklığını da duyumsayamazsınız. 
Ardında enkaz bırakmaya alışan da enkaza dönüşür!
 
Arkanızda enkaz bıraktıysanız ve pişman olamıyorsanız, sevdiklerine de eskisi gibi sarılamazsınız. Kalbinizin hâlâ nasır tutmamış yerleri varsa, onların da bir gün birer enkaz gibi arkada bırakılmalarından korkarsınız. Çünkü siz bunu yaptınız bunu bizzat gerçeklediniz!
 
Tilkiler: “Nasılsa cehennem uzak” diyorlar! Bu dünyada cehennemin numuneleri yok sanıyorlar!
Benden size söylemesi: Kadınlar, fena severler, fena bağlanırlar ve sizi incitme güçleri fena hâlde büyüktür. Sizi hak ettiğiniz ve yapabilecekleri hâlde sizi incitmedilerse, sizi biraz olsun sevmiş oldukları içindir. Sizden artık nefret ettikleri hâlde sizi incitmedilerse, sevdiklerinize ve özellikle ailenizdeki bayanları üzmemek içindir!
 
Canına yanayım, üzerinde fiyat etiketi olmayan şeyler illa bedava değildirler!
 
Aman diyeyim, kadınlarla şaka olmaz, bunu unutmayın!
 
Savaş ŞENEL                                                    
 
İngilizce Öğretmeni-Eğitim Danışmanı
& İletişim ve Yazarlık Koçu
 
savassenel@yahoo.com
savassenel@savassenel.com
 
Bu yazıma eşlik eden melodiler: “Kadınım” Tanju Okan, “T'as l'air d'une chanson” Serge Reggiani, “Kadınım” Levent Yüksel
Konuyla ilgili kitap önerim: “Ana” Maksim Gorki
Bu yazıyla ilgili dizi film önerim: “How Green was My Valley” (1941)

Bu içerik 15838 kez okundu

İçeriğin Orjinal Hali
http://www.savassenel.com/index.php/yazilarim/41-makaleler/178-kadinlarla-aka-olur-mu.html

Etiketler: kadın,kadınlar,erkek,erkekler,modernizm,aşk,sevgi,aidiyet

Bu içeriği ekleyen site : savassenel.com/