Genel Uyarı

Bu sitedeki içeriğin Milliyet.com.tr ile ilgisi bulunmamaktadır. SizdenSize, tamamen üye sitelerin içeriklerinden oluşuyor.
Bu içerik 16 Kasım 2009 Pazartesi 12:10 de eklendi, 11 kere paylaşıldı

GDO’lu ürünlerin insan sağlığı üzerine etkileri ve rant pazarı

GDO'lu gıdalar, ülkemizde de kendisine ciddi bir pazar payı buluyor.

Genetiği değiştirilmiş organizmaların yer aldığı gıdalar, ülkemizde de kendisine ciddi bir pazar payı buluyor. Ancak GDO’lu ürünlerin insan, çevre ve hayvan sağlığı üzerine olumsuz etkileri tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de halen tartışma konusu.

GDO’nun ilk ana çıkış nedeni olarak, açlığa çözüm olduğu ileri sürülmüştü. Açlıktan insanları ölen Afrika ülkelerine dağıtma planları gösterilmiş umut vaat edilmişti. Ancak, açlık ile boğuşan Afrikalı ülkeler ABD’nin genetiği değiştirilmiş ürünlerden oluşan gıda yardımlarını, “normal gıda” istediklerini belirterek geri çevirmekteler.

ABD bu tepkiye “dilencinin seçme hakkı olamaz” şeklinde karşılık verse de Afrika dahi insan sağlığını tehdit eden bu gıdaları tüketmek istemiyor.

İnsanların beslenmesi için üretilen bitkilerin genleri ile oynanmış, herhangi bir genetik bağı veya benzer özelliği olmayan, bir başka deyişle doğal süreçlerde eşleşmeyen canlıların esleştirilerek doğada olmayan hibritlerinin oluşturulması ne tür etkiler doğurur tam olarak bilinmiyor.

Kendi türünden ya da kendi türü dışındaki bir canlının genin aktarılması ile değiştirilen özellikler, çevre, ekolojik dengeye zarar veriyor. GDO tohum ekilmiş topraklar üzerinde uzun yıllar doğal tohumlar yetişmiyor. Kendinden başkasına yaşam hakkı tanımayan, kendini yiyen, arı, kelebek gibi canlıların hayatını da tehdit ediyor. Evrimsel olarak faklı noktalardaki canlıların birinden diğerine aktarılan gen ya da genlerin, aktarıldığı organizmada çalışabilmesi için, organizmaların değişikliğe uğraması gerekmektedir.

Mısır ve soyadan üretilen “yağ, un, sakkaroz, fruktoz, nişasta, glikoz şurubu içeren ürünler, şekerlemeler, asitli içecekler, bisküvi, kraker, puding, gofret, çikolata, cips, hazır çorba, bebek mamaları, sebze-meyve püreleri, kaplamalı çerezler, bitkisel yağlar, patates, domates, pirinç, buğday, kabak, balkabağı, ayçiçeği, yer fıstığı, kolza, papaya, kasava ve bazı balık türleri” gibi birçok üründe kullanılıyor. Mısır ve soyayı yem olarak tüketen tavuklar da GDO’nun zararlı etkilerini bünyesinde barındırıyor. Mısırdan 700’e, soyadan ise 900’e yakın türevleri üretiliyor. Yediğimiz, içtiğimiz her üründe bulunması hayati riskleri artırıyor. Koroner kalp hastalıkları ve alzaymer ile alerjik, patalojik, kanserojenik etkileri de olduğu biliniyor.

Türkiye’de GDO’ ların ekimi, dikimi üretimi ve ithali kanunen yasak olmasına karşın, gümrük birliği ile belirlenmiş kotalarda ürünleri ithal etme zorunluluğumuz var. İthal edilen soyanın %90’ı, mısırın d a %80’i Arjantin, İsrail ve ABD menşelidir.

AB ülkeleri, insana ve çevreye verdiği zararlar nedeni ile genetiği değiştirilmiş ürünlerin ithaline onay vermiyor. Artık, AB uyum çerçevesince dikte edilenleri ille de uygulama hevesinden vazgeçilmeli. “Ulusal Biyogüvenlik Yasa Taslağı” ile tohumların ekimi, dikimi ve tüketimi serbest kalacak. Yıllardır GDO ülkemize rahatlıkla yasal olmayışına karşın girebiliyor, üretiliyor, tüketiliyor ancak denetim ve kalite kontrolleri yapılamıyor. Buradan elde edilen ücretlerinde kayıt dışı olması da ayrı bir inceleme konusu.

Mevcut iklim özellikleri ve coğrafik konumu itibari ile biyo-çeşitliği ki bu sayı 11 bin, her türlü bitkisel üretime uygun tarım alanına sahip ülkelerden biri. Topraklarımızın GDO’ ya ihtiyacı olmadığı gibi, verimli topraklarımızı kurutmaya, ürünlerin çeşitliliğini yok etmeye kodlanmış tehlikeli maddeyi kullanmak intihardan başka bir şey değil.

Teknolojinin insan yararına kullanılması gerekirken, ülkelerin politik ve finansal çıkarları nedeni ile bu ürünlerin patentini alan firmaların elde edeceği getiriler daha önem taşıyor. Monsanto, Dupont ve Syngenta Dow gibi biyoteknoloji devleri GDO ürün piyasasını ellerinde tutan şirketler, zirai mücadele ilacı üreten firmaları da satın alarak tekeleşme sürecini de hızlandırıyorlar.

Mansonto ülkemizde ücretsiz olarak özellikle ova bölgelerinde tohum dağıtıyor. GDO’ nun zararlı etkilerini bilmeyen birçok üreticide “bedava sirke baldan tatlıdır yaklaşımı” ile tohumları havada kapıyor.

Türkiye’de Transgenik bitkilerin alan denemeleri ile uygulamalara yönelik, www.ekolojistler.org tarafından hazırlanan tablodan da anlaşılacağı üzeri hasat sonrası kullanım için uzun süre beklemek gerekiyor.

Bitki Türü

Minimum İzolasyon Mesafesi

 

Hasat Sonrası Arazi Kullanım Kısıtlaması

 

Arpa

300

m

2

yıl

Mısır

100

m

1

yıl

Brassica Juncea

400

m

5

yıl

(Doğu hardalı)

 

 

 

 

Keten

3

m

2

yıl

Buğday

3

m

2

yıl

Domates

20

m

1

yıl

  Ülkemizi üretim acısından öldüren, mevcut çiftçilik ve hayvancılık sektörünü sekteye uğratan yönetim biçimi ile bu anlamda kayıplarımız giderek artıyor.

GDO tohumlarını gizlice veya alenen ülkemize sokanlar, eroin vb. bağımlılık ürünlerini taşıyanlar ile eşdeğer tutulmalı ve takip edilmeli. Böylesine zararlı bir ürünün, yediğimiz, içtiğimiz kısacası tükettiğimiz gıdalarda bulunması ile bağışıklık sistemi çökmüş sağlıksız insanların, verimsiz toprakların oluşmasına sebebiyet veriliyor.

Silah, terör, savaş ve GDO… Aynı mantıkta çalışan sistemdir.

Şimdi bile bile bu yasanın onaylanması, GDO istilasına destek verilmesi önce kendine, sonra insanlığa ve bastığımız toprağa ihanettir.

  Nuran.Talay@politikadergisi.com

Bu içerik 3377 kez okundu

İçeriğin Orjinal Hali
http://www.politikadergisi.com

Etiketler: gdo,Genetiği değiştirilmiş organizmalar,ölüm tohumları

Bu içeriği ekleyen site : politikadergisi.com