CHP ve İMAJ
CHP globalizimle rekabet edebilecek parti izlenimi veriyor mu?
CHP globalizimle rekabet edecek projeleri üretibilecek parti imajı veriyor mu?
Geçen gün bir yakınımın, araba alım satımıyla ilgili, ufak bir yanlışlığı emniyet üzerinden gidermesi gerekmiş. Tahmin edeceğiniz üzere hemen ‘eyvah, şimdi kim bilir ne kadar uğraşırım' psikolojisine kapılmış, ancak – sürpriz! Internet sayesinde emniyete bile gitmesi gerekmeden yanlış girilen detay bilgi anında düzeltilmiş ve işlemler sekteye uğramadan tamamlanmış. E-devlet gerçekten de vatandaşın hayatını müthiş kolaylaştıran bir uygulama, sağlık ve eğitimde de. Bu konuda AKP'li olmayanlar bile iktidarı takdir ediyor.
Peki, CHP veya CHP/MHP koalisyonu iktidarda olsaydı - gelişen teknoloji sayesinde gerçekleştirilmesi zor olmayan - bu proje aynı sürat ve şevkle uygulanır mıydı?
Cevap: Evet demek çok zor! Herhalde halkın hiçte azımsanmayacak bir bölümü bu soruya kesinlikle hayır cevabını verecektir. Haksızlar mı?
CHP ekonomi ve proje konusunda güven vermiyor
Sosyal demokratlar veya genel olarak sol ile ilgili en yaygın kanı rüşvet yememelerine karşın büyük proje atılımlarına da kapalı oldukları, pratik çözümler üretmek yerine birtakım soyut söylemlerde takılıp kaldıklarıdır. Buna karşın sağın da ‘bal tutan parmak yalar' anlayışıyla kişisel zenginleşmeyi hoş görürken mutlaka işe yarar projeler ürettiği, kendisiyle beraber ülkeyi de kalkındırdığı görüşü ağır basmaktadır halk arasında.
Galiba bu yaklaşımlardaki gerçeklik payı göz ardı edilemez ve olası bir CHP iktidarında insanları en çok ürküten nokta, ekonomi ve proje konularında bu partinin tatmin edici cevaplar veremiyor olmasıdır. O güven duygusunu henüz yaratamadılar. AKP ve Başbakan'ın artı hanesine yazılması gereken en önemli husus bunu başarmış olmasıdır. Bu güvenin sarsılmaması için de ellerinden gelenli yapıyorlar, hem iş yapma hem de imaj oluşturma bazında. Bu konuda her türlü teknolojiyi ve iletişim araçlarını kullanıyorlar.
Peki, ya CHP?
CHP'ye mutlaka profesyonel el değmeli
Kurultay salonunu yazılan sloganlara bakılırsa, Ecevit söylemi ve ekolu dışında fazla yeni bir fikir ürettikleri, özellikle çağı ve globalizmin belirlediği gündemi yakaladıkları pek söylenemez. Bu bana göre çok büyük bir açık ve bunu salt Kılıçdaroğlu'nun olumlu kişisel imajıyla kapatmak mümkün değildir. Bunun yegâne çözümü hiç zaman kaybetmeden profesyonel yardım almaktır.
Hatırlarsanız Refah partisini iktidara taşıyan profesyonel bir ekip tarafından çok iyi hazırlanmış olan seçim kampanyasıydı. Kaç defa şehrin dört bir yanına asılmış billboardlara gözümün takılıp kaldığını bilirim. İnanılmaz sıcak, insan odaklı ve aynı zamanda çağdaş mesajlar taşıyorlardı. Çok yalın ve çok profesyonelceydiler, geri kalmış yobaz dindar imajını yıkmakla kalmıyor, modern dünyanın gereklerine en iyi biz cevap veririz mesajını da iletiyorlardı. Bana sorarsanız Refah partisinin başarısında bunun çok büyük katkısı oldu ve CHP'nin de böylesine bir imaj cilasına şiddetle ihtiyacı var.
Günümüzde doğru imaj yaratmadan ağzınızla kuş tutsanız bile kimseye ulaşamazsınız. PR şirketleri bunu çok iyi biliyor ve sadece bir kampanya oluşturmakla kalmıyor, aynı zamanda partinin kendisini ve hedeflerini çok iyi belirlemesine de yardımcı oluyorlar. Hangi yönlerimiz kuvvetli, nerelerde açıklarımız var? Bu soruları yanıtlamadan seçmende güven duygusu yaratmak mümkün değildir.
CHP'nin eksisi AKP'nin artısı
CHP'nin en büyük eksisi Türkiye'nin modern yüzünün temsilcisi olmasıdır. Bu yüzden bu partiden olan beklentiler hep çok yüksek oluyor ve CHP aslında hep kendi imajına yeniliyor. En ufak bir hantallık, demodelik onlarda çok daha fazla göze batıyor.
Buna karşın dindar muhafazakâr değerlerin temsilcisi olan AKP'nin en ufak ileri adımı onları iki misli iyi gösteriyor. “Vay be, demek ki bunu da yapabiliyorlarmış!” tepkisi oluşuyor. Hâlbuki CHP aynı adımları atmış olsa, “Bu kadar mı?” tepkisiyle karşılaşıyor. Onun için CHP'den beklentiler yalnız daha iyi projeler ve alternatifler üretmesi değil, bunları aynı zamanda çok iyi pazarlamasıdır da. Yoksa AKP kendiliğinden hep daha modern ve dinamik olarak gözükecektir. Bu konularda kişisel birikimleriyle Binnaz Toprak ve Gülseren Onanç gibi isimlerin değerli katkıları olacaktır mutlaka.
Ancak tam da bu noktada CHP'nin ikinci eksisi ortaya çıkıyor: AKP – biraz da insan yokluğundan – karşı tarafa ve özellikle de eğitimli kesime ne kadar açıksa, CHP de kendi bünyesi dışındakilere o kadar kapalı. Bazen gerçekten de anlamakta zorlanıyorum, dünyanın başka neresinde hazır yetişmiş insana bu kadar sırt çevrilir, hem de bu kadar güç ve prestij kaybetmişken?
Eğer CHP'de sadece ona “hayat boyu” hizmet vermiş isimler yer alacaksa, vay halimize! Bürokratik memur anlayışı tam da budur ve bu kafayla devam edilirse AKP'nin dörtnala yol almasını seyretmekten başka yapılacak iş kalmayacaktır. Böyle bir partiye ne destek ne de oy veririm – şimdiye kadar yapmış olduğum gibi (yerel seçimler dışında).
Kemalistlerin çıkmazı
Atatürk'ü sevmek, hayran olmak veya takdir etmek başka, onu adeta putlaştırarak Türkiye'yi ve dünyayı hep Cumhuriyetin kurulduğu yıllardaki gözlerle okumakta ısrar etmek ve herkesi de buna mecbur görmek bambaşka bir şeydir. Ayrıca böyle yaparak Atatürk'e de en büyük haksızlığı yapmış oluyorlar.
Ben diğerleri gibi Kemalistler felsefelerinden vazgeçsin demiyorum. Nasıl ki kendi hayat görüşüm ve inançlarıma karışılmasından hoşlanmazsam, ben de başkalarına aynısını yapmak istemem. Çünkü hepimiz için değerli ve önemli olanlar farklıdır. Ama nasıl ki dindarlar bazı konularda farklılaşmaya, yumuşamaya başladılarsa, Kemalistler de kendilerini bir gözden geçirmelidirler. Hep diğerlerini suçlamak ve neredeyse bütün dünyayı düşman görmek yerine, ‘acaba insanlara neden bu kadar itici geliyoruz' diye sormanın vakti gelmedi mi?
Geçen gün Banu Avar'ı okurken bir tanıdığım kendini tesadüfen radikal Kemalist bir sitede bulmuş – düşman ilan edilmeyen yok gibiymiş, başta “Soros'cu” Süheyl Batum ve “misyoner” Türkan Saylan olmak üzere. Hani aralarındaki inanç farkı olmasa Akit/Vakit gazetesiyle neredeyse ruh ikizi gibiler diyeceğim. Her iki kafa yapısının da hüküm sürdüğü bir Türkiye yaşanır olmaktan çıkar. Buna eminim.
Bu akşam Vural Savaş Cüneyt Özdemir'in misafiriydi endişelerini anlıyor ve kısmen paylaşıyorum, ancak parti kapatma meselesini o kadar sık ağzına aldı ki, eminim AKP tabanının yüreği yine ağzına gelmiştir ve parti yine en az bir iki puan kazanmıştır. Tümüyle hukuk dogmalı, insanları adeta dışlayan bu sert duruşa hiçbir zaman alışamadım. Aynen Mümtaz Soysal'ın bir yazısında denk geldiğim ‘gerekirse Jakoben zihniyetle insanlar zorlanmadırlar' mealindeki yaklaşımına olduğu gibi. Bu tavrı kesinlikle ret ediyorum ve bunun zorla içki içtirmeme gibi karşı hareketlere kapı açtığına inanıyorum.
Bizler olmadan olmaz
Eğer benim/bizim gibi düşünen insanların CHP'de yeri olmadığı düşünülürse, çok büyük bir yanılgıya kapılmış olunur. Çünkü %42'in içersinde sadece tek hayat görüşüne bağlı insanlar yoktur. Ortak noktaları anayasanın içeriği ve yapılış şekline, AKP'nin otokrat eğilimlerine karşı çıkmalarıdır – eğer Kemal Kılçdaroğlu dindar kesimleri dışlayan bir söyleme başvurmuş olsaydı, bu oy oranını asla yakalayamazdı.
Mehmet Tezkan belki haklı olabilir, önümüzdeki seçim de hayat tarzlarının oylamasına dönüşebilir. Ama nasıl olsa Muhafazakârlardan ve Kürtlerden oy çıkmaz diye bu kesimleri baştan dışlamak hiçbir zaman AKP karşısında sağlam durabilecek oyu getirmez. Bu ülkede CHP birleştirici olmayı başaramazsa, kim başarabilecek?
CHP makul seslerin toplandığı bir merkez haline dönüşebilmelidir. Şu anda – kim olurlarsa olsunlar – en çok makul orta yolu tutturmak isteyen insanlar seslerini duyurmakta zorlanıyorlar. Her yerde şahinlerin bağırış çağırışı var. Geçen akşam Muharrem İnce'nin Nimet Çubukçu'ya karşı sert çıkışını izlerken, Kemal Kılçdaroğlu'nun sakin ve sağduyulu kişiliğinin gerçekten de bir lütuf olduğuna inandım. Muharrem İnce haklı dahi olsa bu üslupla hep kaybedecektir, karşısındakini mağdur duruma düşürüp halkın gözünde ona puan kazandıracaktır. Hâlbuki eğitim konusunda o kadar çok sorulacak soru var ki, örneğin son zamanlarda okul müdürlerinin kaçının değiştiği, kaçının din öğretmeni olduğu ve neden böyle bir tercih yapıldığı gibi.
Çok basit bir soru, ama doğru cevap alabilmek için doğru üslupla sormalı. Doğru üslubu öğrenmek için de mutlaka profesyonel destek almalı. Her alanda ve hiç vakit kaybetmeden ve her bir oya sahip çıkarak.
Zaman gittikçe daralıyor.
Zuhal Nakay
Not: BDP'nin özerklik talepleri için ‘sadece konuşuyoruz' deyip gelen tepkilere şaşırmalarını, kocanın karısına ‘ayrı evlere yerleşip ayrı hayatlar yaşayalım dedim diye neden annenler hemen farklı bir anlam çıkarıyorlar ki' diye çıkışmasına benzetiyorum. Hakikaten biz niye hemen farklı yerlere yoruyoruz ki? Ortada fol yok yumurta yok. Keşke “Emperyal Türkiye” senaryolarıyla bizi havaya sokanlar, biraz da “Güdük Türkiye” tezleriyle içimizi ferahlatsalar. Çok ihtiyacımız var.
Bu içerik 1593 kez okundu
İçeriğin Orjinal Hali
http://www.sadevatandas.net/yorum22122010.htm
Etiketler: CHP ekonomi ve proje konusunda güven vermiyor,İmaj konusunda profesyonel yardım şart,CHP'nin eksileri AKP'nin artıları,Kemalistlerin çıkmazı,Makul seslerin birleşmesi

Bu kadar kolay mı?
Siyaset17 Aralık 20102310 kez okundu
Erdoğan ve Kılıçdaroğlu artık rakip!
19 Aralık 2010Siyaset2081 kez okundu
Kürt vatandaşlarımızı neler bekliyor?
27 Aralık 2010Siyaset3196 kez okundu
Müslümanların modernlikle imtihanı
31 Aralık 2010Siyaset1810 kez okundu
Yılbaşında kaçan fırsat
05 Ocak 2011Siyaset785 kez okundu
Kimin medyasını kimin elinden alıyorsunuz?
08 Ocak 2011Siyaset561 kez okundu
- "Migren Günlüğü" İlaç Kadar Etkili!Sağlık"Migren Günlüğü" İlaç Kadar Etkili!
- Sancaktepe “2012 Yılının En iyi Güreş Takımı” seçildiBölgeselYılının En iyi Güreş Takımı seçilen Sancaktepe Belediyespor Güreş Takımı’nın ödülünü Belediye Başkan
- ANGİAD Geleneksel Gençlik Balosu,18 Mayıs 2012 Cuma günü Ankara Rixos otelde gerçekleştirildi İş YaşamıANGİAD Geleneksel Gençlik Balosu
23 Mayıs Çarşamba, 2012