Genel Uyarı

Bu sitedeki içeriğin Milliyet.com.tr ile ilgisi bulunmamaktadır. SizdenSize, tamamen üye sitelerin içeriklerinden oluşuyor.
Bu içerik 30 Ekim 2009 Cuma 9:38 de eklendi

Çalıştay ve tanımsızlık

Alevi temsilcilerin bir araya gelmesi gerekir

2007 yılı Kasım’dan bu tarafa düzensiz aralıklarla gündeme gelen ‘Alevi açılımı’ konusundaki en somut adım 3 Haziran günü başlayan Alevi Çalıştay’ı olsa gerek. Son iki yılda Muharrem orucunda düzenlenen iftarları (ne anlama geliyorsa artık) saymazsak önemli ve somut bir adım atıldı.

 Alevi toplumunun sorunlarının cumhuriyet tarihi boyunca ilk kez ele alınması sevindirici olmakla birlikte bu adımın Anayasa mahkemesi tarafından ‘laikliğe aykırı davranışların odağı’ olduğu belirtilen bir partinin iktidarında ele alınması düşündürücü.
 
Elbette ki önemli olan Alevilerin sorunlarının çözüme ulaştırılması için somut bir adımın atılması. Ancak bu adımın hükümet ve Aleviler açısından ne derece gerçekçi olduğu bir muamma. Toplumsal sorunun çözümü için tarafların bir araya gelmesi kadar önemli olan tarafların bu konuda hazırlıklı olması. Ne yazık ki hükümet ve Alevi örgütlenmelerinin hazırlıklı olmadığı göze çarpıyor.
 
Bundan ötürü benim açımdan, çalıştayın dağın fare doğurmasından öteye geçemeyeceği öngörülen bir durumdu. Nitekim ilk oturum sonrası öngörünün doğruluğu teyit edildi. Çalıştayın ve tarafların çözümde tıkanacakları konuların merkezinde Aleviliğin tanımının  olacağını düşünüyordum ki basına yansıyan açıklamaların derinliğinde bunu net olarak gözlemledim.
 
Fakat şunu da belirtmek gerekiyor ki bir araya gelmeyen veya gelemeyen Alevi örgütlenmelerinin bir araya gelmesini sağlayanda çalıştay oldu. Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu’nun, İzzettin Doğan’ın bazı fikirlerini yanlış anladıklarını toplantıda fark ettiklerini söylemesi bunun bariz bir örneği.[1]
 
İlk oturumun birinci gününde bazı ortak noktalarda birleşmiş olan örgütlerin, ikinci günkü oturumda ortak noktalarda buluşamadı.[2] Özellikle kimi delegelerin Aleviliğin tanımının yapılmasını istemesi ile ortaya çıkan durum aslında ayrılıkların derinliğinin işaretiydi.
 
İlk oturum sonucuna baktığımda, 3 Aralık 2008 tarihli ‘Her sakallı Dede sayılmasında’ yazımda[3] değindiğim konularda ne kadar haklı olduğu görmekteyim. Yazıda genel olarak talep ve çözüm önerilerinin analizlerinin yapılmadan ortaya çıkılmasının sorun olacağını belirtmekteydim. Bununla kalmayıp en basitinden Aleviliğin tanımı, inançsal yaklaşımı, konumu konusunda dağınıklığın giderilmesi, bütün Alevi örgütlenmelerinin katılımı ile oluşturulacak kanaat kurulunun, açılımda karşı karşıya kalınacak olan bazı soruların cevabını önceden deklere edilmesi gerektiğini ifade etmiştim. En azından bütünlük adına Alevi örgütlenmelerince oluşturulması gereken temsilciler ve kanaat kurullarının konunun üzerinde durması gerektiğini de belirtmiştim.
 
Altı oturumluk değil isterseniz yüzlerce oturumluk çalıştaylar düzenlense de özellikle de kanat kurulu oluşturulmadan ve de Aleviliğin genel bir tanımı yapılmadan sonuç alınamayacağı kesin. Çünkü sorunların çözümünde düğüm noktasını Aleviliğin genel tanımı ve dolayısıyla sistem içerisinde oturtulacağı konum yer almaktadır. 
 
Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu’nun özetle dediği gibi Alevi toplumunun sorunlarına çözüm arayanlar Aleviliği, Şiileştirme veya Sünnileştirme çabalarına girmeden İslamiyet içinde farklı bir inanç ya da İslam dışı ayrı bir inanç kabul etmek zorundalar.[4]Tabi ki bu sadece çözüm arayanlar için değil, sorunlarına çözüm önerileri getiren ve talepte bulunanlar içinde benzeri durum geçerlidir. Onlarda Aleviliği genel olarak İslamiyet içinde farklı bir inanç yada bütün İslam ve diğer dinlerden ayrı bir inanç (hatta din) olarak tanımladıklarını deklare etmek zorundadır.
 
İşte bu gerçekleşmediği sürece çözümün veya bir başka deyişle çözümsüzlüğün, tanım ve buna bağlı olarak örgütlenme yapısı üzerinde tıkanıp kalacağı aşikardır. Çünkü ortaya atılan talep ve önerilerin, asıl ve önemli bir kısmı bu iki unsura bağlıdır. Tanım ve örgütlenme yapısı ile konumunun neden kilit noktası oldukları şu iki örnekle açıklanabilir. Zorunlu din dersinde yapılacak bir düzenleme ile gerçekten din ve inançların tanıtıldığı bir kültür dersinde Aleviliğin nasıl tanıtılacağı sorusunu Aleviliğin genel tanımının belirsizliği kilitlemektedir. Çalıştayda örgütlerin ortak taleplerinden birisi olan Hacı Bektaş Veli dergahının Alevilere tesliminde ise hangi örgüte veya hangi Alevi inancına teslim edileceğinin cevapsızlığı da örgütlenme yapısı ile konumu açısından kilitlenecek ve talebi çözümsüz kılacaktır.
 
Örgütlenme yapısı konusunda üzerinde durulması gereken bir başka husus ise temsil yetkisidir. 35 örgütten temsilcinin yanı sıra Velayettin Ulusoy ve bazı Alevi dedelerinin çağrıldığı çalıştay sırasında ABF genel başkanı Ali Balkız’ın, katılımcıların hangi kıstaslarla ve neye göre belirlendiğini anlayamadığını ve ‘temsil kabiliyeti olmayan kimi yapıların' katılımcılar arasında bulunduğunu belirtmesi ilginçtir.[5]
 
İlginçtir çünkü ‘temsil kabiliyetini’ neye göre belirlenecektir? Sübjektif bir değerlendirmeye bağlı olarak yapılan belirlemenin yerine, objektif değerlendirme yapabilmek için öncelikle kriterlerin belirlenmesi şarttır. Objektif bir değerlendirme olarak temsil kabiliyetini üye sayısı açısından ele alınırsa bu sefer ne kadar Alevi olduğu ve ne kadarının örgütlü olduğu sorusu karşımıza çıkar.
 
10-12 milyon Alevinin olduğu tahminleri üzerinden gittiğimizde, bunun ancak %3-5’nin örgütlü olduğu gerçektir. Bu sonuca göre ABF dahil hiçbir örgütün temsil kabiliyetinin olmadığını ileri sürmek mümkündür.
 
Alevi toplumunun sorunlarının çözümünün ve taleplerinin karşılanmasının rejim ve siyasi olmak üzere iki farklılık içermektedir. Madımak otelinin müze yapılması, cemevlerinin ibadethane olarak tanınması siyasi erke bağlıyken, Diyanetin kaldırılması rejimsel sisteme bağlıdır. Bu açıdan talepleri, Aleviler ve rejim açısından diye ikiye ayırmak uygundur. Örneğin Diyanetin varlığı sadece Aleviler için değil rejim açısından sorundur.
 
Siyasi idarenin çalıştayı düzenlemek kadar, kısa soluklu çalışmalar neticesinde çözümlenecek talepleri değerlendirmesi ve sonuçlandırması zaruridir. Aksi halde hükümetin samimiyeti bir yana çalıştayın amacı havada kalacaktır. Basına yansıyan haberlere bakılırsa Çalıştay sürecinde ve sonrasında hükümetçe bir takım taleplerin karşılanacağı görülmekte. İlk adım olarak Madımak otelinin müze yapılması çalışmasının başladığını da basından öğrenmekteyiz.[6]
 
İkinci oturum öncesi çalıştaya katılan Alevi temsilcilerin bir araya gelmesi, Alevi toplumu için öncelikle sorunları ve çözüm önerilerini belirlemesi kadar ortak bir Alevilik genel tanımlaması yapmaları gerekmekte. En azından AABF Dedeler Kurulunca kabul edilen ve özetle ‘Allah, Muhammed, Ali kutsallığını kalbinde taşıyan,İslam dinini kendine göre – Sünni inancının dışında – yorumlayan” şeklindeki Aleviliğin genel tanımlamasını kabul etmeleri bir adım olacaktır.[7] Yoksa Doğan Heper’in dediği gibi ‘Ne kadar Alevi varsa o kadar Alevilik var” sonucu ortaya çıkar ki buda yukarıda ifade etmeye çalıştığımız üzere çözümü değil çözümsüzlüğü getirir.[8]
 
Ali Polat / 11.06.2009
(Kar-Der Kültür Bülteni, Sayı:27, Haziran 2009)


[1] Milliyet gazetesi, 04.06.2009
[2] Radikal gazetesi, 05.06.2009
[3] Kar-Der Kültür Bülteni, www.alipolat.tr.gg , www.bizimgazete.org
[4] SDÜ, Günümüz Aleviliğinde Eğitim Çalıştayı, 29-30 Mayıs 2009
[5] NTV, 03.06.2009
[6] Sabah gazetesi, 11.06.2009
[7] AABF Dedeler Kurulu, İnanç Kurultayı, 29/30 Nisan 2006
[8] Doğan Heper, Aleviler karar vermeli, Milliyet gazetesi, 29.11.2007

Bu içerik 340 kez okundu

İçeriğin Orjinal Hali
http://alipolat.tr.gg/%C7al%26%23305%3B%26%23351%3Btay-ve-tan%26%23305%3Bms%26%23305%3Bzl%26%23305%3Bk.htm

Etiketler: alevi,çalıştay

Bu içeriği ekleyen site : alipolat.tr.gg/