Erdoğan ve Kılıçdaroğlu artık rakip!
CHP'de PM seçimi, Sav'ın son dakika gölü, Eşit iki rakip, Hibrid rejim, Otoriter eğilimli AKP tabanı
Çok şükür ki Kılıçdaroğlu olağanüstü kurultay sınavından da – bana göre güçlenerek – alnının akıyla çıkmasını bildi. Şimdiye kadar hiç başvurma gereği duymadıkları çarşaf listeyi her nedense bu defa pek bir hararetli savunan Baykal-Sav ikilisi de bir güzel çarşafladılar! Galiba bu dersi illa ki almaları gerekiyordu. Kılıçdaroğlu'nun elini zayıflatalım derken, kendi kuyularını kazmış oldular - pek üzüldüğümü söyleyemem.
Daha önce de belirttiğim gibi tabii ki demokratik olanı çarşaf listedir. Ancak bu kurultayda CHP'deki parti içi demokrasiyi var gücüyle engellemeye çalışan antidemokratik unsurlardan başka türlü kurtulmanın yolu yoktu. Kürşat Bumin “Kılıçdaroğlu blok'u seçsin” adlı yazısında konuyu Makyavel'in sözüne uyarlayarak çok güzel özetlemiş: “…Kurultaydan ayrılırken ardında daha yeni bir parti bırakmayı, 'blok-çarşaf' konusunda ilkeli davranmış biri olmaya tercih ederim…” Ama bir defaya mahsus olmak üzere diye de uyarmayı ihmal etmemiş. Ben Kılıçdaroğlu'nun bu konudaki sözünü yerine getirip, parti içi demokrasiyi oturtacağına inanıyorum.
Blok listenin seçilmesiyle artık Kılıçdaroğlu tam yetkili muhalefet lideri olarak Erdoğan'ın karşısında yerini almış oldu. Ancak hala pürüz çıkarmakla uğraşanlar var.
Sav'ın son dakika golü
Çünkü Sav ve ekibi anlaşılan hala son dakika golünün peşindeler. Parti tüzüğündeki %25'lik kadın kotası gereği PM (Parti Meclisi) listesinde 17 kadın adaya yer verilmesi gerekiyor. Kılıçdaroğlu 68 kişilik blok listesinde 15 kadına yer verirken, Bilim Yönetim ve Kültür Platformu listesinden de 6 kadın üyenin PM'ye girmesini sağladı. Böylece PM'deki toplam kadın üye sayısı 21 çıktı, yani ön görülen kotanın da üstünde. Ancak Sav ve ekibi Bilim Yönetim ve Kültür Platformu'ndan gelen 6 kadın üyeye karşı çıktı. Onlara göre PM'deki 15 adet kadın üyenin sayısına yedek listede en çok oy alan iki kadın daha eklenmeli ve böylece en düşük oy alan Gürsel Tekin ile Sezgin Tanrıkulu parti meclisinden elenmeli.
Bu durumda PM'de hem daha az kadın üye yer almış olacak hem de Kürt tabanına açılmak açısından son derece önem taşıyan Diyarbakır eski baro başkanı Sezgin Tanrıkulu'na da yer verilmemiş olacak. Oysa ben bu ismin parti meclisinde yer almasını çok isterdim, çünkü Kürt açılımında CHP'nin söz sahibi olmasını tercih ederim. Daha iyi insanlar olduklarından değil, AKP gibi devletle kavgalı olmadıklarından. AKP görünürde özgürlük ve demokrasi vaat ederken, daha çok kendi özgürlük alanı için mücadele ortakları arıyor. Yani bir kapıyı açarken aslında aynı anda kendi kapısına yönlendirmeye çalışıyor. Bana göre amaçları herkes için gerçek anlamda daha özgür ve demokratik bir devlet değil, kendi devlet anlayışlarının inşası.
Gürsel Tekin hakkında da kurultay öncesi elektronik postayla yoğun bir antipropaganda mekanizması işletilmiş. Oylarının o kadar düşük çıkmasının nedeni bundan. Umarım ki seçime olan itiraz kabul edilmez. Ama öyle dahi olsa Kılıçdaroğlu bildiği yolda devam edecektir. Sav'ın ise benim açımdan daha da antipatik görünmenin dışında bir kazanımı olmamıştır. Bu davranışı şimdiye kadar parti içinde nasıl bir hegemonya sürdürdüğünü bir kez daha tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermiştir. Umarım bu kafa yapısı önümüzdeki seçimlerle birlikte tümden tarihe gömülür! Anca gidersiniz…
Eşit iki rakip
Kurultay'ın en önemli sonuçlarından biri kuşkusuz ki Kılıçdaroğlu'nu Erdoğan karşısında parti içi dengeler açısından eşit şartlarda rekabet edebilecek konuma getirmiş olmasıdır. Şimdiye kadar koşulan maratonda Erdoğan gayet atletik hareketlerle tur üzerine tur atarken, Baykal ve ağırmış ekibi hantal bir şekilde yerinde sayıyordu. AKP tribünleri coşarken, CHP tarafında artık ümidini kesmiş ve yenilgiyi baştan kabullenmiş bir suskunluk hüküm sürüyordu.
Kılıçdaroğlu her şeyden önce bu kısır döngüyü kırdı. Yandaş basına inat, bayrağı devraldığı andan itibaren koşmaya ve mesafeyi kısaltmaya başladı. Tabii ki hemen top forma girmesi beklenemez. Ancak bu konudaki iyi niyeti, kimseye vefa borcu olmaması ve her şeyden önce tribünlerindeki bastırılmış coşkunun haykırmaya hazır şekilde beklemesi en büyük kozlarıdır. Şimdiye kadar seçmeni CHP'yi bir şekilde ittire kaktıra sandıktan çıkarmayı başarıyordu. Kılıçdaroğlu artık geniş kitleleri arkasından sürüklemeye hazırlanıyor.
Binnaz Toprak gibi isimlerle birlikte çalışmaya karar verilmesini çok önemsiyorum. Çünkü bu isim AKP'ye yakın çevrelerce başörtüsü konusundaki sorunları ele alırken çok seviliyordu, ne vakit ki bu değerli profesörümüz mahalle baskısı adı altında diğer tarafın da sıkıntılarını da dile getirmeye başladı, hemen tukaka ilan edildi. Her iki tarafın da dünya görüşünü yakından tanıyan biri olarak partiye çok olumlu katkılar sağlayacağından eminim.
Aynı şekilde Türkiye kadın girişimcileri derneği başkanı olan Gülseren Onanç kadınların iş hayatındaki çalışma koşulları ve sorunlarını çok iyi bilen bir isimdir. Özellikle ülkemizin en geri kalmış bölgelerinden olan güneydoğuda da kadınlara iş imkânı sunmak için çok çaba sarf etmektedir. Reel sorunlar ve çözümleri konusunda ondan iyi bir yol gösterici olamaz. Zaten asıl üzerine düşünülmesi gereken konu bu gibi isimlerin neden bugüne kadar çağdaş sosyal demokrat olduğunu ileri süren bir partide yer almadığıdır.
Sadece parti meclisinin yenilenen yüzü bile AKP için artık yarışın eskisi kadar kolay olmayacağının bir göstergesidir. Kılıçdaroğlu maratonda hemen Erdoğan'ın arakasında yer almaya hazırlanırken, Erdoğan “benim halkım” dışında da bir halkın var olduğu gerçeğiyle yüzleşmeye başlamıştır.
Hibrid rejim
İngiltere'de yapılan “Dünya Demokrasi Endeksi” araştırmasına göre Türkiye iki sene öncesine göre iki basamak gerileyerek 167 ülke arasında 89'uncu sırada yer almıştır. Bu araştırmada seçim süresi ve çoğulculuk, sivil özgürlükler, hükümetlerin işler durumda olması, siyasal katılım ve siyasal kültür koşulları dikkate alınarak devletler ‘tam demokrasi', ‘kusurlu demokrasi', ‘hibrid (melez) rejim' ve ‘otoriter rejim' olarak dört ana kategoride sıralanmışlardır. Türkiye ‘hibrid rejimler' kategorisinde Honduras'ın ardından 10'uncu sırada yer almıştır. Türkiye siyasi katılım ve insan hakları konularında en düşük puanlarını alırken, medya özgürlüğü konusunda da geri gitmiş.
Ne kadar da hayret verici değil mi? Besbelli ki şu İngilizler Başbakan'ın ‘bu gazeteleri evinize sokmayın' diyen sözlerindeki saklı özgürlük anlayışını kavrayamamışlar. Halbuki bizler ne kadar da güzel kavradık!...
Bu konuyu bu kadar iyi kavradığımız için hibrid rejimden otoriter rejime dönüşmemize ramak kaldığının da farkındayız. Benim açımdan CHP asıl bu konuda anahtar rolü oynayacaktır, çünkü artık yol ayrımındayız ya AKP oy oranlarını iyicene artırıp otoriter rejimin yolunu açan başkanlık sistemine geçecek, ya da CHP'nin seçmen kitlesinin ağırlığıyla tekrar tam demokrasi rayında yolumuza devam edeceğiz. Bunun ara bir yolu yok, hiç kuşkunuz olmasın. Yeni HSYK (Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurumu) resmen tulum listeyle seçildi, adayların adları adliye koridorlarında konuşuluyordu. Bundan sonra işiniz tümüyle hâkimin vicdanına kaldı deniliyor. Aynen 80 İhtilalı sonrası gibi, bazı gençlerin ‘şans eseri' ‘iyi' bir yargıca düştüklerinde serbest kalmaları gibi.
“…Sekiz yıldır olup biteni de "bir nevi peşrev" kabul ediniz. Asıl bundan sonraki sekiz yılı izleyiniz. Yağ çekmiyorum, hakemin gördüğünü çalması gibi, gördüğümü yazıyorum..” diye yazmıştı Başbakana hayran bir isim. Aslında ben de öyle görüyorum. Sadece öbür taraftan bakıyorum, o kadar.
Otoriter eğilimli AKP tabanı
Ama bence asıl sorun AKP tabanının dini ağırlıklı otoriter rejime meyilli olmasında yatıyor. O kadar da özgürlük ve demokrasi âşıklısı değil gibiler. Çok sevdikleri Başbakanlarının daha da fazla sözünün geçmesi onları ancak memnun eder. Galiba bunu daha çok geri kalan %42 kendine dert ediniyor gibi.
Bu açıdan ben CHP'nin eskisinden farklı olarak demokrat dindarlara da kapılarını samimi şekilde açması gerektiğine inanıyorum. Önemli olan başörtülü veya çok dindar olup olmamak değildir (kaldı ki nice faşist ateistler de vardır), önemli olan eşit koşullarda özgür ve demokrat ortamda beraber yaşama isteğidir. Hangi dünya görüşünde olursa olsun bu eğilim eğitim seviyesinin yükselmesiyle beraber artmaktadır. CHP bu kozu iyi kullanmalıdır. Kılıçdaroğlu bu kozun farkındadır ve bence bu nokta AKP'nin karnının en yumuşak olduğu yerdir.
Ama bunun tersi olarak tabii ki çok iyi eğitimli olup son derece otoriter ve baskıcı yaklaşımları olan insanlar da vardır. Ve eğitim seviyesi tabii ki demokrat olmanın ön koşul değildir, olamaz da. Önemli olan toplumun farklı kesimindeki gerçek anlamda özgürlükçü ve sosyal demokrat eğilimli insanları bir araya getirebilmektir.
Bu kolay değildir, ama imkânsız da değildir. Ben sade vatandaş olarak CHP'yi bu konuda elimden geldiğince destekleyeceğim. Belki de Kılıçdaroğlu'nun beklediği destek budur.
Yoksa ha viski bardağı ha çay bardağı - ne fark eder ki?...
Not: Öne alınmış teşekkür
Biz yazanlar için okunmak kuşkusuz ki çok önemlidir. Gelişen teknoloji sayesinde benim gibi fikirlerini yazarak duyurmayı seven vatandaşlar için siteler sayesinde sanal bir kapı açıldı. Ancak e-mail adresleri üzerinden her ne kadar değer verdiğiniz isimlere ulaşabilseniz de, belli bir okur sayısını aşmanız çok zor oluyor.
Milliyet bu konuda bir adım atarak “sizdensize” adı altında site sahiplerine kendi internet sayfası üzerinden daha fazla okura ulaşma fırsatı tanıyor. Ben de başvurdum ve geçen haftaki yazım şu anda yayınlanmayı bekliyor. Ancak gazete sizden biraz görsel katkı da istiyor, yazınızı özetleyen resim gibi. Bu konuda ne kadar başarılı olduğumu henüz bilmiyorum, başlangıçtaki acemiliğim mazur görüle. Bunun dışında resim altı metin, yazınızı özetleyen spot kelimeler de isteniyor. Aslında yazınızı daha iyi tanıtmak açısından son derece yerinde talepler.
Ancak en çok logo seçiminde zorlandım. Sade vatandaş için nasıl bir sembol seçilebilirdi ki? İlk seçtiğim hiç içime sinmedi. Sonra benim gibi sıra bekleyen “tastycorner.net” in logosuna, daha doğrusu seçtiği harika baharat resmine bayıldım ve kendime daha yerinde bir logo aramaya başladım. Üç boyutlu gülen adamlı grafiğini görünce de işte bu dedim. (Ancak yeni logoyla site bilgilerini tazelerken en yeniler listesinden düştüm…)
• Somurtan suratlar arasındaki gülen yüz, aslında yazılarımın hep iyimserlikle kaleme alınmış olmasının işareti.
• Somurtan suratlar etrafımdaki/etrafımızdaki olumsuzların sembolü, bol bol mevcutlar ve bu karamsarlıklarıyla her türlü olumlu adımı daha baştan başarısızlığa mahkûm ediyorlar.
• Çevremden sık sık ‘yazıların sayesinde siyasete ilgi duymaya başladık' sözlerini duyuyorum. Böylece gülen adam aynı zamanda siyasetin hiçte sıkıcı olması gerekmediğinin işareti.
Umarım sonunda yazım/yazılarım sitede yerini alır ve daha çok okurla buluşur. Şimdiden teşekkürler Milliyet! Aynı zamanda daha çok okura ulaştırmak için verdikleri kişisel desteklerinden ötürü Erol Çevikçe, İhsan Eliaçık ve Murat Özüak'a da tekrar teşekkür ederim. Ve tabii ki köşesinde iki defa yer veren Abbas Güçlü'ye de. Ayrıca tüm yakınlarım ve arkadaşlarıma da…
Zuhal Nakay
Bu içerik 2081 kez okundu
İçeriğin Orjinal Hali
http://www.sadevatandas.net/yorum19122010.htm
Etiketler: CHP'de PM seçimi,Sav'ın son dakika gölü,Gürsel Tekin ve Sezgin Tanrıkulu'yu eleme çabaları,Eşit iki rakip,Eğitimli demokrat tüm kesimleri kucaklamak,Binnaz Toprak ve Gülseren Onanç CHP'de,Hibrid rejim,Otoriter eğilimli AKP tabanı

Bu kadar kolay mı?
Siyaset17 Aralık 20102310 kez okundu
CHP ve İMAJ
23 Aralık 2010Siyaset1593 kez okundu
Kürt vatandaşlarımızı neler bekliyor?
27 Aralık 2010Siyaset3196 kez okundu
Müslümanların modernlikle imtihanı
31 Aralık 2010Siyaset1810 kez okundu
Yılbaşında kaçan fırsat
05 Ocak 2011Siyaset785 kez okundu
Kimin medyasını kimin elinden alıyorsunuz?
08 Ocak 2011Siyaset561 kez okundu
- Artvin Sinema Günleri başladıBölgeselArtvin Belediyesi’nce düzenlenen "Artvin Sinema Günleri", verilen kokteylin ardından “Yüreğine Sor”
- Süt Ürünlerini Saklarken Bunlara Dikkat!SağlıkSüt ürünlerinin bozulmadan tazeliğini uzun süre koruyabilmesi için doğru hijyen ve saklama koşullarının sağlanması son derece önemli.
- Erkekler de Bakım İsterSağlıkCilt bakımına tabii ki sadece kadınların ihtiyacı yok...
23 Mayıs Çarşamba, 2012