Genel Uyarı

Bu sitedeki içeriğin Milliyet.com.tr ile ilgisi bulunmamaktadır. SizdenSize, tamamen üye sitelerin içeriklerinden oluşuyor.
Bu içerik 27 Aralık 2010 Pazartesi 13:17 de eklendi, 7 kere paylaşıldı

Kürt vatandaşlarımızı neler bekliyor?

Gerçekten de daha fazla özgürlük ve demokrasiye kavuşacaklar mı?

Daha önceleri de belirttiğim gibi, Kürt sorunu dediğimiz konu hakkında çoğu vatandaş gibi derinlemesine bilgi sahibi değilim. Çoğunlukla yazılarımda birebir yaşanmış olanlar veya çok yakından tanıdığım insanlar tarafından aktarılanlar yer alır, “kafadan atarak” veya varsayımlarda bulunarak yorum yapmamaya çalışırım. Bilmediğim veya sadece tahmin edebildiğim konularda da sorular sormayı tercih ederim.

Her ne kadar Kürt sorunu ile ilgili yaşanmışlıklarım az olsa da, medyayı takip ederek bu açığımı gidermeye çalışırım. Televizyondaki çeşitli tartışma programlarının ve gazetelerde yer alan dizi yazılarının bu açıdan biz vatandaşlara çok katkısı olmuştur. Diğer taraftan bir siyasetçi ve gazeteci kadar işin içinde olmamak bazen daha “berrak” bir bakış açısı sağlayabiliyor. Aynen bir mimari planda takılıp kalınca konuyu hiç bilmeyen birinin ilk bakışta doğru çözümü göstermesi gibi. Bazen gerçekten de ağaçlara bakmaktan ormanı göremez hale geliyoruz.

Şu anda da kamuoyunda yer alan tartışmalarda her şey konuşuluyor da, Kürt vatandaşlarımızın nasıl ve ne kadar özgürlük ve demokrasiye kavuşacağından hiç bahsedilmiyor.

Bütün sorun Kürtçe konuşmak mı?

Şu anda tüm dikkatler anadil konusuna kilitlenmiş gözüküyor. Kürtçe her alanda serbest bırakılırsa her şey hallolacak mesajı veriliyor. Ama sonra hemen ekleniyor, tabii ki bu aynı zamanda bir kimlik meselesi, bunu da ancak tümüyle kendi içimizde işleyen, ana sistemden bağımsız bir düzen kurarak sağlayabiliriz.

Nasıl bir kendi içinde bağımsız düzen? Örneğin kendi ayrı parlamentoları ve kendi iç silahlı kuvvetleri olacak, örneğin ahlak polisi veya milis kuvvetler ya da (en iyisi) her ikisi bir arada gibi. Yani TC polisi yerine Kürt ahlak polisi ve TC jandarması yerine de Kürt milis kuvvetleri.

Peki, bunlar kime bağlı olacak? Yeni Kürt yönetimine. Peki, bu yeni Kürt yönetimi kimlerden oluşacak? BDP'liler ve bağlı oldukları örgüt liderinden. Böyle bir siyasi oluşum Kürt vatandaşlarına ne kadar özgürlük ve demokrasi getirebilir?

İşte asıl cevaplanması gereken soru budur.

Örgütün uzun gölgesi

BDP'li vekillerin daha ilk günden beri beni irrite eden yönleri kullandıkları sert dil ve üslup oldu. Hiçbir zaman - istisnalar dışında – oldukları gibi görünemiyorlar. Hep bir askeri düzen ve belirlenmiş şablonlar üzerinden konuşuyor gibiler. Bazen duruşları eski totaliter komünist rejimlerin temsilcilerini anımsatıyor onlar gibi monoton ve ezber bir söylemleri var, sanki parlamento çatısı altında değil de, hala dağ başında üyelere yönelik örgüt propagandası yapıyor gibiler. En azından bir vatandaş olarak onları televizyonda dinlerken, bende hep o etkiyi yaratıyorlar. Özgün duygu ve düşünce yerine, hep söylenmesi gerekenleri söylüyor gibiler. Bir tek Hasip Kaplan bana daha samimi gözüküyor, belki de yaşı ve tecrübesinden ötürü daha farklı bir konumu olduğundandır. Bilemiyorum.

Ancak Osman Baydemir'in hoşa gitmeyen ‘silahlar susmalı' demeci sonucunda nasıl bariz bir can korkusuna kapıldığını hiç unutmayacağım. Bir anda idam fermanı verilmiş, darağacına götürülmeyi bekleyen mahkûm haline gelmiş gibiydi. Eğer İmralı'dan başparmağı aşağı gösteren bir işaret gelseydi, onu kim kurtarabilirdi ki? Daha doğrusu böyle bir gücün varlığını ta oralardan gösterebildiği bir ortamda hangi özgürlük ve demokrasiden bahsedilebilir ki?

Sıradan bir Kürt vatandaşın bu durumda herhangi bir karşı görüşü veya duruşu göstermesi, gösterebilmesi mümkün mü?

Neden Kürt meselesini kendi meseleleri haline getirmiş gazetecilerimiz hiç bu konulara değinmiyorlar? Özgürlük ve demokrasi dediğimiz alan tam da burada başlamıyor mu? Atatürk'e ve kurduğu cumhuriyete küfretmeyi adeta hobi haline getirmiş olanlar, buradaki despotizmi neden bu kadar kolay görmezden geliyorlar?

Şık sözlerle oynaşmak

Galiba gerçek sorunları görmek ve onlarla yüzleşmek yerine bazı köşe yazarlarımız şık sözlerle olayı süslemeyi tercih ediyorlar. En revaçta olan kelimeler şüphesiz öncelikle vesayetin çeşitli türleridir, buna bolca statüko sosu eklenir, yerleşikler zaten başlıca lezzet unsurudur, bunlara çeşitli tez ve antitezler ilave edilir, adem-i merkeziyet ise her şeyin çözümüdür, bürokratik oligarşi mutlaka yedekte bulundurulmalıdır, jüristokrasinin üstünlüğü ise olmazsa olmazlardandır. Zaten tüm bu polemik şekerlemeleri sokaktaki vatandaşın da dağarcığının baş köşesinde yer almaktadır, kime mikrofonu uzatıp sorsanız anında şak diye cevaplamaktadır. Asla yazarlar arası kopuk ve soyut söylemler değildir söz konusu olanlar.

Ancak benim açık ara favorim şu ve benzeri anlatımlardır: “…Zamanın tek büyüsü olan değişim, bir okyanusun sesiz, görünmez ve köpüksüz dalgaları gibi vurmuştur kıyımıza. Denizciler o görünmez dalgaya “soluğan” der. Göremezsiniz. Anlayamazsınız. Hissedemezsiniz. Ama kayığınıza ulaştığında sizi öylesine sallar, silkerler ki…. O zaman anlarsınız ne olduğunu, böyle bir sargı bezidir işte zaman. Tuvalinizdeki gizli fırça darbesidir. Bir cam parçasını bir anda ayna haline getiren sırdır o. …”

İşte bu paragrafı sokaktaki vatandaşa okuyup, neyi anlatıyor diye soracak olsanız anında “Aha, Kürt sorununu!” diye cevap verecektir.

Zaten böyle gidersek, göremeden, anlayamadan, hissedemeden bir de bakmışız ki, laik demokratik TC yerine aynı çatı altında nur topu gibi otoriter birer Türk ve Kürt rejimimiz olmuş. Nasıl mı?

Kâbus senaryo

Başbakanımız bir süre bekledikten ve genel havayı kokladıktan sonra, duyulmazı arzu edilen olarak düşündüğü açıklamasını yaptı ve ‘Türkiye'de tek resmi dil var, o da Türkçedir' dedi. Ancak birincisi zaten BDP'liler de Türkçeyi resmi dil olarak tanıyoruz diyorlar, ikincisi bu açıklama belki çoğunluğun hoşuna gitse bile aslında gelinen nokta açısından hiçbir şey ifade etmiyor. Ve en önemlisi Başbakanı hiçbir açıdan bağlamıyor. Yarın öbürsü gün, ‘işte bakın resmi dil Türkçe' diyerek tümüyle özerk bir Kürt yapısına evet diyebilir. Ne yazık ki bu senaryoyu çok gördük.

Her şeyden önce öyle bir bölgede yaşıyoruz ki, bizimle birlikte herkes iç işlerimize karışma hakkını kendinde görüyor (ve bu fırsatı da buluyor). Amerika kuşkusuz İsrail modeli gibi görünürde bağımsız, ama gerçekte kendine bağımlı, bir Kürdistan'ı mümkün olduğunca komşularından bol toprak kopartarak kurmaya çalışacaktır. Belki de Kuzey Irak'la yetinmek zorunda kalacaktır. Ancak bu durumda da Türkiye'nin güneydoğusunda yer alan özerk bir Kürdistan bölgesi işine gelecektir.

Şu anda gözüken BDP ve bağlı oldukları liderlerinin orada sözde demokratik ama gerçekte son derece otoriter kişi ve parti odaklı bir rejim kurma girişimleri olduğudur. Diğer taraftan AKP istediği oy oranını elde ederse kuşkusuz başkanlık sistemine geçecektir ve muhalif unsurların yaşama alanını mümkün olduğunca daraltan yeni otoriter bir sistem kuracaktır. Laik demokratik bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti de tarihe gömülecektir.

Tek söz sahibi olmanın verdiği avantajla mutlaka ki Erdoğan kendi kitlesini çok memnun edecek projelere üretecektir. Ancak artık modern bir demokrasi söz konusu olmayacaktır. Ne Türk ne de Kürt muhalifler seslerini yeterince duyuramayacaktır. Kuşkusuz ki Kürt yönetimi Türk yönetimine kıyasla daha acımasız olacaktır. Örgüt mantığı bu bölgeye derin damgasını vuracaktır.

Amerika'nın ise bu durum işine gelebilir, çünkü her iki yapı da bir şekilde onun desteğine muhtaç olduğunu bilecektir. Muhalif kitleleri bastırmakta elden geldiğince yardım edecektir, karşılığında kendi çıkarlarıyla çatışmayan, hatta birebir uyumlu Türk ve Kürt liderler isteyecektir. Zayıflatılmış bir Türkiye İran'ı da otomatikman zayıflatacaktır. Bu iki kilit ülke olmaksızın da bölge kendi çıkarlarını koruyamayacaktır.

Bu kötü senaryodur CHP'nin ve MHP'nin sıfır veya yeterli varlık gösteremediği olasılık.

İyi senaryo

CHP seçimlerde Türkiye'de hatırı sayılır bir oy potansiyeli olduğunu gösterecek, MHP'de söylemlerini ve vizyonunu yenileyerek karşı bloktaki yerini alacak. AKP meydanı boş bulamayacak ve tekrar çoğulcu demokrasi rayına girmek zorunda kalacak. Ülkede tek adam rolünü üstelenemeyeceğini anlayacak. Kürt vatandaşlarımız da bu çoğulcu demokrasiden en fazla faydalanan kesim olacak, örgüt kontrolünden kurtularak demokratik Türkiye Cumhuriyetinin ana taşıyıcılarından biri haline gelecekler. Amerika ve genelde batı bölgeyle istediği gibi oynayamayacağını anlayacak.

Finans çevreleri – herhalde özellikle yabancı olanlar – gelecek seçimde AKP'nin parlamentoda 367 vekil sayısına ulaşacağını, CHP'nin varlık gösteremeyeceğini ve MHP'nin de baraj altında kalacağını öngörüyorlarmış. Kuşkusuz ki önümüzdeki dönem bu propaganda var gücüyle işletilecektir. Yabancı çevreler AKP'ye ellerinden gelen tüm desteği verecektir (aslında bu söylentilerin şimdiden devreye sokulması farklı gelişmeler beklendiğinin de işareti olabilir).

ABD ve AB, AKP tabanıyla CHP tabanı arasındaki farkı mutlaka biliyordur. Her ne kadar daha fazla özgürlük ve demokrasi deseler de, tümüyle liderlerine bağlı daha az eğitimli bir taban işlerine gelir. Bana sorarsanız AKP desteğinin arkasında yatan en önemli nedenlerden biri budur.

Bundan ötürü ben CHP'nin geniş kitlelere açılımını var gücümle destekliyorum. Yanlışları mutlaka olacaktır, ama gittikleri yön doğrudur. Kılçdaroğlu'nun bu konuda gerçekten de sağduyusu yüksek. Ama sadece dışarıda değil, içerde de işini çok zorlaştıranlar var. Umarım biraz akıllarını başlarına alıp ülke olarak nerelere sürüklendiğimizi görürler ve olumlu tavır almasını öğrenirler.

Bu durumda yapacakları tek şey var, tüm olumsuz seslere kulaklarını tıkayıp var güçleriyle girdikleri yolda ilerlemektir. Farklı hayat görüşleri de olsa benim gibi düşünen vatandaşların sayısın az olmadığını biliyorum. Özellikle de CHP tabanında.

Gün kavga değil, birleşip güç olma günüdür.

Zuhal Nakay

Bu içerik 3196 kez okundu

İçeriğin Orjinal Hali
http://www.sadevatandas.net/yorum27122010.htm

Etiketler: Bütün sorun Kürtçe konuşmak mı?,Örgütün uzun gölgesi,Şık sözlerle oynaşmak,Kâbus senaryo,İyi senaryo

Bu içeriği ekleyen site : sadevatandas.net