Müslümanların modernlikle imtihanı
Bu görüntünün bilinçli Müslümanların içini sızlatmaması mümkün mü?
İslam dünyasının modern yaşantının dayatmalarına verecek cevapları var mı?
Dünya bilim ve teknoloji alanlarında adeta ışık hızıyla ilerlerken ve buna bağlı olarak yepyeni kültürel yaşam alanları oluştururken, biz vatandaşlarının günlük yaşantısı da bundan nasibini almaktadır. Bulunduğumuz ülke, sosyal sınıf ve gelir durumuna göre bundan her birimiz olumlu veya olumsuz ve de farklı şekillerde etkilenmekteyiz.
Örneğin bu satırlarda birbirini hiç tanımayan ve belki de hiçbir zaman yakından tanımayacak insanlar olarak buluşuyorsak, bunu mutlaka ki öncellikle internet denilen iletişim teknolojisine borçluyuz. İkinci sırada da bu teknolojiye erişime gücümüz veya imkânımızın olmasına. Bu durumda en azından çağdaş yaşamın sunduğu nimetlerden faydalanan veya faydalanabilen gruptayız. Bu da bize birçok alanda bilgi toplama ve paylaşma özgürlüğü tanımaktadır.
Bu durumda modern yaşantının sunduğu nimetlerden yararlanmanın iki ana koşullarından biri o teknolojik alt yapının var olmasıdır, ikincisi ise onu kullanma özgürlüğünün tanınmasıdır.
Peki, İslam dünyası teknolojik imkânlar ve erişim özgürlüğü açısından hangi konumdadır?
Efsane Mekke
Der Spiegel Noel haftasına denk gelen sayısında kapağında “Efsane Mekke” (“Mythos Mekka”) adı altında baş makalesini Mekke'deki inşaat faaliyetleri ışığında İslam dünyasındaki genel gelişmelere ayırmış. Tabii bunun tam da Hıristiyanların en önemli dini bayramlarına denk gelmesi bazı okurları her ne kadar kızdırmış olsa da, bu vesileyle Müslümanların “modern” yüzünü görebilmiş olmanın verdiği memnuniyet daha ağır basmış gibi görünüyor.
Bir okur, her iki tarafta da var olan ve aslında azınlıkta kalan radikal grupların tiz sesinin çoğunluğun barış ve huzur içersinde kendi dinini yaşama isteğine gölge düşürdüğünden bahsetmiş. Bir diğeri ise Kâbe etrafında dönen Müslümanların aynı şekilde alışveriş merkezlerinde ve lüks apartmanlarda da gezindiklerini, Mekke'nin kapitalist ve modern yüzünün köktendinciliği bastırdığını ve haccın sadece dua ile değil, aynı zamanda Kentucky Freid Chicken'da yenilen bir Grilled Wrap'le bittiğini ve bunu da oraya yatırım yapan insanların da bildiğini yazmış. Ve bence Müslümanların tam içinde bulundukları çelişkili durumu çok iyi özetlemiş.
Hangi çelişkiyi mi?
Mekke denilen dev şantiyenin düşündürdükleri
Öncellikle belirteyim, Der Spiegel'in panoramik bir açıyla havadan çektiği Mekke fotoğrafı inançlı bir Müslüman olarak içimi sızım sızım sızlattı. Çünkü Kâbe'nin etrafını öylesine devasa gökdelenlerle kaplamışlar ki, Müslümanların en kutsal ve en sembolik ibadet yeri yanlarında adeta tavada yumurta gibi kalmış. Öylesine basık ve öylesine bastırılmış.
Hele o bire bir taklit edilen ve zaten kendisi tuhaf dev bir kule olan gökdelenin tepesine dikilen çakma Big Ben saat kulesi yok mu, işte o görüntü rezaletine bir mimar olarak dayanmak çok güç. Bunların hepsi - bilmem kaç yıldızlı oteller yumağı ile birlikte - Kâbe'nin sağında yer alıyor. Solunda ise başka bir bloğun inşasına başlanmış, bitince herhalde “iki dev arasında ezilen cüce” görüntüsü oluşacak. Muhalifleri bunu “Yuppie-İslam” olarak adlandırıyormuş. Yani ibadetin en kutsalının yanında en pahalı lüks oteller ve alışveriş merkezlerinin iç içe yer aldığı tuhaf bir karışım.
İslam'ın tüm prensiplerini ve Peygamber Efendimizin tüm sadeliğini, yalınlığını ayaklar altına alan bir görüntüdür bu. Globalizmin en has olanına teslim olmuş bir şehir. Alın size Mekke 2011!
Ancak beni asıl düşündüren tüm bu “maddi patlama”yı hangi kültürün doğurduğudur.
Cevabı: En yasakçı olanı!
Mekke'nin tarihi gelişimi
Der Spiegel'de yazılanlara göre İslam'ın yayılmasıyla birlikte Hac ziyaretçilerinin sayısı da artış göstermiş ve Emeviler'den Abbasiler'e ve oradan da Osmanlı'lara kadar gelişen süreç içersinde Mekke şehrinin tarihi adeta bir polisiye roman gibi gelişmiş. Birincil konuyu ziyaretçi akınından oluşan gelirin paylaşılması oluşturmuş.
Birinci Dünya Savaşı'ndaki kargaşadan istifadeyle Bedevi kökenli Suudi Arabistan Krallığı'nın kurulmasıyla birlikte 1924 yılında Mekke'de Vahabilik dönemi başlamış. Yeni kurulan rejim altında şeytan işi olarak görülen Mekke'deki tüm müzik aletleri ve nargile ile tütün stokları toplatılıp imha edilmiş. Peygamber Efendimizin dünyaya geldiği ev, eşi Hz. Hatice ve ilk halife Hz. Ebu Bekir'inkilerle birlikte yerle bir edilmiş, hiç acımadan ve hiç sormadan - neredeyse 1400 yıl ayakta kalıp tüm Müslümanlara, belki de en sade ve gösterişsiz halleriyle, en doğru yol rehberi olmuşken.
Peki, bu kadar yasakçı ve katı olan rejim en azından Kâbe ve çevresini en duru ve en el dokunulmamış haliyle muhafaza etmesini bilmiş mi?
Muhafaza etmek şöyle dursun, en son teknolojiyi dibine kadar kullanarak adeta tanınmaz hale getiriyorlar. En yasakçı ülke globalizm karşısında en yasak tanımaz, en sınır koymaz, en maddiyatçı ortak olup çıkıyor. Muhalefet olmadığından kimseye hesap vermek zorunda da kalmıyor. Yani yasakların en çok hüküm sürdüğü ve özgürlüklerin en çok kısıtlandığı bir ortamda, aslında dinen en yasak olması gerekenler gelişmek için en özgür ortamı buluyor.
Peki, ya diğer Müslüman ülkeler? Onların globalizm ve tuzakları konusunda bilinçli bir duruşları var mı?
Ladin eşittir “la din”
Yine dergide yazılanlara göre Krallık ailesi Mekke'yi baştanbaşa yenilemeyi aklına koymuş. Ancak şehirdeki herkes bu konuda onlara destek vermiyor. Örneğin çok dindar ve aynı zamanda Texas, Londra ve Stuttgart'ta Alman üstat Otto Frei'ın yanında mimarlık eğitimi görmüş olan 60 yaşındaki Sami Angawi bu yapılanlara ateş püskürüyor. Ona göre projeleri üstlenen Binladin Group aslında “la din”, yani din karşıtı veya dinsiz. Uygulamalara bakılırsa aslında çok yerinde bir benzetme.
Ancak genelde bakacak olursak Sami Angawi'nin kafa yapısında kaç insana rastlayabiliriz İslam dünyasında? Herhalde yine en çok Türkiye'de ve yine en çok eğitimli kesimde benzerleri vardır. Ancak hangi kesimdeki eğitimliler derseniz, işte orası büyük bir soru işareti. Çünkü gördüğümüz kadarıyla dindar kesimlerimiz tahminlerin çok üstünde tüccar ve tahminlerin çok altında idealist çıktılar.
Dindar tüccarlar
İsterseniz şöyle özetleyelim: İktidara yakın olmanın verdiği avantajla dindar kesimin bir kısmı kendini bir anda inanılmaz bir maddi refahın içinde buldu. Bu refaha giden yolda çok mücadele vermeleri de gerekmedi, “doğru” hayat ve siyasi görüşü benimsemiş olmaları zaten onlara otomatikman tüm kapıları açtı. Biat kültürünün verdiği ağzı sıkılık ve sorgulamadan uzak durma eğilimi bazı “yanlışların” daha kolay yapılabilmesini sağladı. İşi doğru yapandansa, doğru adamın yapması hep tercih edildi, yaptığı sonuçta yetersiz ve kötü dahi olsa.
Hem zenginleştiler hem de zenginliği yaşama biçimi olarak kendilerine zengin Arap ülkelerini örnek aldılar. Türkiye alışveriş merkezi cennetine döndü. Fabrika gibi üretim tesisleri yerine hep tüketmeyi özendirici yatırımlar ön plana çıktı. İç piyasadan ziyade zengin Arap ülkelerden proje kapma daha avantajlı hale geldi. Galiba yılın ilk gününde Başbakan yanında işadamlarından da oluşan bir heyetle Katar 2022 dünya kupası dâhilindeki proje anlaşmaları için oraya uçacak. Olabilir. Sonuçta büyük paralar dönüyor ve herkes bu pastadan pay alabilmek için can atıyor.
Ancak birincisi bu paralar hep belli çevrelerde kalıyor, ikincisi bunlar yine hep göz boyayan, ama genelde bilim ve teknolojiye yönelik olmayan yatırımlar. Metin Münir'in deyimiyle genelde İslam dünyası ve özelde Türkiye kalkınıyor ama gelişemiyor.
Sonuç: Katar 2022 dolaylı olarak İstinyepark'taki şık ve pahalı giyimli türbanlı sayısını arttıracaktır kuşkusuz. Artık daha çok sıklıkta estetik ameliyatlı olanları da görmeye başladık, aynen Dubai'de olduğu gibi. On sene arayla orasını ziyaret eden bir arkadaşım, hepsi de tesettürlü olan kadınların ağır makyajına ve neredeyse istisnasız estetikli olan yüzlerine şaşırmış. On sene öncesine göre çok farklı görünüyorlarmış.
Diğer bir sonuç: İkinci veya daha fazla eş alan erkeklerin sayısı da artacaktır. Galiba para matbaadaki gibi durmuyor, cüzdana girdiği anda ‘harca beni' diye dürtüklemeye başlıyor. Zenginleşen erkeklere varmanın da galiba dayanılmaz bir cazibesi oluyor. Nasıl olsa ‘öbürüne' rağmen tercih edilmiş olmak var, bir de ayrı rahat düzeni kuracak para bolluğu gereksiz ayrıntılarda takılıp kalmayı engelliyor. Zaten zekât verilince para helal da oluyor, istendiği gibi harcamaya kim engel olabilir ki?
Bilinçli dindarlar
Galiba şu anda Müslümanların bir kısmı için modern yaşam, lüks proje ve lüks hayat standartlarından oluşan bir tüketim ekonomisinden ibaret. Namaz, oruç, zekât, kurban, hac ve de tesettür dâhilinde olduktan sonra hiçbir şey sorgulanmıyor. Her şey helal, her şey mubah!
Gerçekten de öyle mi?
Bilinçli dindarlar çok farklı düşünüyor. Her şey önce bu yaşam tarzının toplumları asla ileri götürmediklerini biliyorlar. İçeriği tümüyle boşaltılmış bu kabuk dindarlıktan çok rahatsız oluyorlar. Hele dünyanın günümüz sorunlarıyla asla bu şekilde baş edilemeyeceğinin fazlasıyla farkındalar. Bunlar genellikle eğitim almış, okuyan, dünyayı takip eden ve sorgulayan dindarlar veya Müslümanlar. Ve bu halleriyle inançlı olarak görülen genel kesimden ziyade dünyayı kendileri gibi algılayan diğer sosyal kesimlere daha yakınlar aslında.
Bu bütün dünyada böyle ve bütün dünyada da bu “derin düşünen” insanlar gittikçe daha da azalıyorlar. Ondan ötürü her tarafı vasatlık ve yüzeysellik kaplıyor. Ve de ağır çelişkiler.
Dün tesadüfen Ali Bulaç'ın Zaman gazetesinde yılbaşıyla ilgili yazdığı yorumuna denk geldim. O sırada üstte Said i Nursi'nin filmiyle ile ilgili reklam bandı geçiyordu. Bulaç ‘dini gün ve bayramlar dışında kutlanacak başka bayram ve günler yoktur' mealindeki cümleyle yazısını sonlandırmıştı. Tam o sırada Zen'in pırlanta reklamına sıra gelmişti - özel yılbaşı kampanyasıyla. Yetmedi, Asya Card'ın Noel kartı şeklindeki ilanı da gözüktü. Muhteşem bir tezattı. Hem de kendi gazetelerinde. Çünkü artık onlar da hedef kitleye dâhil olmuş durumdalar. İsteseler de, istemeseler de.
Veren, hep düşkünleri gözeten, her türlü yalanı ve dolanı yasaklayan, adaleti, kardeşliği ve dayanışmayı her şeyin üstünde tutan İslam, ona bağlı olanlar için her zaman ışık tutacaktır. İnsanı her zaman “daha insan” yapacaktır. Namaz, oruç, zekât ve hac ve de sakınma, hem erkek hem de kadına her daim en güzel yol arkadaşı olacaktır.
Ama bunun için yüzeysel kalıp ve yasaklara saplanıp kalmak yerine, biraz da içerikleri doldurmaya gayret etmelidir. Tüketmeye değil üretmeye yönlenmelidir. Ürkütmek ve soğutmak yerine, kucaklamaya ve özendirmeye çabalamalıdır. Anlamsız yasaklar yerine, ufku genişleten öneriler ve projeler üretilmelidir. Tüm ağırlık eğitime verilmelidir. Eğitimsiz hiçbir şey olunmuyor. Hele gerçek Müslüman hiç olunmuyor.
Kısacası, zor olan seçilmelidir. Ya da Kâbe'nin tahribatını sessizce izlemeye devam edilmelidir. Ve de tüm İslam coğrafyasının da. Totaliter rejimler eşliğinde.
Zuhal Nakay
Not: Suudi Arabistan'da yıllık öğrenci iftihar listesi artık yayınlanmıyormuş, çünkü ilk 100'e girenler arasında sadece bir düzine erkek oluyormuş. Yüksek eğitime devam edenlerin %60'ı da kız öğrencilermiş. İş hayatındaki cinsiyet dağılımı nasıl acaba?
Bu içerik 1810 kez okundu
İçeriğin Orjinal Hali
http://www.sadevatandas.net/yorum31122010.htm
Etiketler: Efsane Mekke,Mekke denilen dev şantiyenin düşündürdükleri,Mekke'nin tarihi gelişimi,Ladin eşittir "la din",Dindar tüccarlar,Bilinçli dindarlar

Bu kadar kolay mı?
Siyaset17 Aralık 20102310 kez okundu
Erdoğan ve Kılıçdaroğlu artık rakip!
19 Aralık 2010Siyaset2081 kez okundu
CHP ve İMAJ
23 Aralık 2010Siyaset1593 kez okundu
Kürt vatandaşlarımızı neler bekliyor?
27 Aralık 2010Siyaset3196 kez okundu
Yılbaşında kaçan fırsat
05 Ocak 2011Siyaset785 kez okundu
Kimin medyasını kimin elinden alıyorsunuz?
08 Ocak 2011Siyaset561 kez okundu
- Güzellikler ve çirkinliklerYaşam insanlık nasıl zor bir işmiş görelim ve artık bir şeyler yapabilmek için kararımızı verelim.
- Şok Diyet veya Mucize Ürün Var mı?SağlıkSağlıklı kilo vermek için bilinçli diyet yapmak gerekir.
- Süt Üretimi Konusunda Türkiye 7. SıradaSağlıkÜlkemizde süt ve süt ürünleri tüketimi maalesef gelişmiş ülkelerin gerisindedir.
23 Mayıs Çarşamba, 2012