Teflon Ülkede Köstebek Avlamak
Yolsuzluklara Karşı Teflonlanmış Ülke
Teflon deyince aklımıza ilk önce tavalar geliyor, hani yemekleri yüzeyine yapıştırmadan pişirenler. Ne pişirirseniz pişirin ve ne kadar hararetli pişirirseniz pişirin, yemekler asla yapışıp kalmıyor, tavanın üzerinde adeta kayıyorlar. Hatta tavayı biraz fazla sallarsanız pişirdiklerinizin uçup gittiğine dahi şahit olabiliyorsunuz.
İşte benim güzel ve umursamaz ülkem de yolsuzluklar konusunda adeta böyle teflonla kaplanmış gibidir. Hangi yolsuzluk olursa olsun ve yolsuzluklar hangi boyutta olursa olsun, toplumda asla kalıcı bir iz bırakmıyorlar. Teflon tavada pişen yemek misali toplumsal vicdan ve hafızadan kayıp gidiveriyorlar. Herhangi bir kalıcı rahatsızlık ve tepkiye neden olmuyorlar.
Galiba bu konudaki toplumsal refleks yoksunluğunu en güzel Abdüllatif Şener özetlemişti, ‘bu ülkede en büyük yolsuzluğu dahi patlatsanız tek bir kişi dönüp bakmaz' demişti.
Bu tepkisizliğin sanırım iki ana nedeni var:
Birincisi, çok okuyan ve günceli yakından takip eden bir toplum olmadığımızdan, dönen dolapları anlamakta zorluk çekiyoruz. Haberleri izlemeyenlerin ve gazete okumayanların çoğunluğu oluşturduğu bir ülkede birtakım yolsuzlukları örtbas etmek çok daha kolay oluyor. Yapılanlar ortaya çıksa da bunu ısrarla takip eden ve sonuçlanmasını sağlayan bir kamuoyu baskısı bizde yok ne yazık ki.
İkincisi, tüm olayları siyasal kamplaşma üzerinden değerlendirdiğimizden, kendi tarafımızda olanları peşinen “suçsuz” kabul ediyoruz. Hele söz konusu dindar kişilerse, asla suçlu olmaları mümkün değildir. Mutlaka çamur atılmıştır. Diğer taraf ise her konuda peşinen suçludur. Oyların çokluğu kimin elindeyse, haklı çıkan da o oluyor. Gerçek yanlış ve suçluyu belirlemek imkânsızlaşıyor.
Aslında üçüncü ve belki de en can alıcı bir nedeni daha var bu toplumsal aymazlığın, o da yapılan yolsuzlukların yolsuzluk olarak değil de işin gereği olarak algılanması. ‘Ben de olsam aynısını yapardım' mantığının ağır basması. Kayırmayı kayırma, rüşveti rüşvet ve köstebekliği de köstebeklik olarak görmeyen anlayışın varlığı.
Hele bir de dini gerekçeler araya girince, doğruyla yanlış, akla kara iyicene birbirine karışıyor. Her yanlışa manevi bir kılıf uyduruluyor. Zenginleşenler sorgusuz sualsiz zenginleşmeye devam ederken, görünürde İslam'ın temsilcisi olduğunu savunan iktidarlar veya rejimler, yanlış biat anlayışının da etkisiyle, kapitalizm ve globalizmin en itaatkâr halkaları haline geliyorlar. İleri demokrasi adı altında aslında ileri tüketim toplum modelleri pompalanıyor. Buna da maddiyat teflonculuğu diyebiliriz. (Harun Yahya veya Adnan Hoca "Evimde Fashion TV her zaman açıktır benim, o incecik zarif kızlar nasıl da yaratmış Allah" demiş, twitter'deki takipçi de yorum yapamadım diye eklemiş. Karşı cinsle ilgili dini bahaneler artık gerçekten de her türlü sınırı aşmış durumda. Yoruma gerek kalmıyor - namahrem teflonculuk.)
İşte böyle bir ülkede geçen dönemde İçişleri Bakanlığı görevinde bulunan şimdiki Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay'ın Deniz Feneri soruşturması sırasında zanlılara polis baskını olacağını iki gün önceden haber vermiş olabileceği ihtimali pek yankı uyandırmıyor. İktidara yakın olanlar için böyle suçlama zinhar yalandır, çamur atmaktır. Diğer taraf içinse buzdağının ancak görünen küçük bir kısmıdır. Zaten zamanında Adalet Bakanı olan Cemil Çiçek bizzat savcıyı arayıp uyarmamış mıydı, bir davayla ilgili olarak? Yanılmıyorsam, öyle olduğunu itiraf da etti sonradan. Ama herhangi bir tepki de oluşmadı toplum bazında. Çünkü o küçükmüş gibi görünen yanlışın arkasındaki devasa hukuksuzluk görülmüyor. Görülse de bilinmek istenmiyor.
Galiba bu konuda en doğru yorum Bilal Çetin'den geldi(bknz: 'Köstebek' bombası hükümeti sarsar mı?). Kılıçdaroğlu'nun işinin zor olduğunu, çünkü bu iddiaları kanıtlamak için deliller ne kadar güçlü olursa olsun, eğer muhalefet tarafından ortaya atılıyorsa, sonuç vermediğini belirtmiş. Gensoru veya Meclis araştırması önergesi verebiliyor muhalefet. Ama o da iktidar çoğunluğunun oyları ile kapatılınca, herhangi bir işlem yapılamıyor.
Ancak Başbakan arzu ederse, kendi yöntemleriyle bir iç soruşturma açıp, işin üzerine gidebiliyor. Bunun sonucunda da eğer kuşkuya düşerse, o bakan bir süre sonra koltuğunu kaybediyor. Yasama denetimi yerine Başbakan'ın kendine has yöntemiyle yaptığı “özdenetim” esas oluyor ve anayasada yazılı olmasına, siyasetçilerin sık sık tekrarlamalarına rağmen, kuvvetler ayrılığı kuralı ne yazık ki işlemiyor, işletilmiyor. Öyle olunca da yürütme yasamayı da yönlendiriyor, gerektiğinde yargıyı da kontrol edebiliyor. Çünkü adı, anayasadaki tarifi, “kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter demokrasi” olsa da, fiilen “başbakanlık” sistemi işliyor Türkiye'de.
İşte Bilal Çetin yolsuzluklarla ilgili düşüncelerini (kısaca) böyle dile getirmiş. Sanırım yolsuzluklara karşı bizdeki mevcut siyasi teflon zemin bundan güzel özetlenemezdi.
Yandaşların teflonculuğu ise ‘bu kadar harika işler yapılırken niye bu gereksiz ayrıntılara takılıyorsunuz' mantığına dayanıyor. Bana göre bunlar hiçte önemsiz ayrıntılar değildir, çünkü yanlış olan bir bütünün yansımalarıdır. Ama yukarıda da belirttiğim gibi, doğru ve yanlış konusunda bu toplumda neredeyse siyah ve beyaz gibi olduk. Olaylara taban tabana zıt bakıyoruz.
Belki şu soruların cevaplandırılması gerekir:
Bu kadar kaygan siyasi ve toplumsal zeminde olası yolsuzlukları, en iyi delillerle dahi olsa, dile getirmenin bir anlamı var mı?
Bana göre var. Ve hep olacak. Bende o sabır ve manevi direnç var. Ama başkalarını bilemem tabii.
Bu şartlar altında karşı tarafın yolsuzluklarının üzerine inşa edilmiş bir muhalefet stratejisi doğru ve yeterli midir?
Cevabım çok net: Hayır! Hayır! Hayır!
Zuhal Nakay
http://twitter.com/#!/sadevatandasnet
http://www.gazetemen.com/yazarlar
Bu içerik 837 kez okundu
İçeriğin Orjinal Hali
http://www.sadevatandas.net/yorum12102011.htm
Etiketler: Yolsuzluklara Karşı Umursamazlık,Haber İzlemeyen Ve Gazete Okumayan Ülke,Siyasi Kamplaşma,Dini Gerekçeler,Maddiyatçı - Namahrem - Siyasi Teflon Zemin

Bu kadar kolay mı?
Siyaset17 Aralık 20102310 kez okundu
Erdoğan ve Kılıçdaroğlu artık rakip!
19 Aralık 2010Siyaset2081 kez okundu
CHP ve İMAJ
23 Aralık 2010Siyaset1593 kez okundu
Kürt vatandaşlarımızı neler bekliyor?
27 Aralık 2010Siyaset3196 kez okundu
Müslümanların modernlikle imtihanı
31 Aralık 2010Siyaset1810 kez okundu
Yılbaşında kaçan fırsat
05 Ocak 2011Siyaset785 kez okundu
- Murathan Mungan’dan Milli Eğitim Müdürü Olur mu?Yaşam(Sanatçıdır/ Ne yapsa yakışır! (mı?))
- Yalan Dünya Zerrin (Derya Karadaş) Kimdir?Eğlence-HobiYalan Dünya dizisinde Zerrin karakteri ile kendinden söz ettirmeyi başaran başarılı oyuncu kimdir?
- Şok Diyet veya Mucize Ürün Var mı?SağlıkSağlıklı kilo vermek için bilinçli diyet yapmak gerekir.
23 Mayıs Çarşamba, 2012