Hiddink'e Mecbur Muyuz?
Artık Yerli Hocalarla Çalışmanın Zamanı Gelmedi Mi?
İtiraf etmeliyim ki, bende millilerimizle ilgili en küçük bir heyecan kalmadı. 2008 yılındaki Avrupa üçüncülüğümüzden sonra sürekli olarak baş aşağı giden başarı grafiği bende coşku namına hiç bir şey bırakmadı. O tarihlerde kaleme aldığım “Futbol virüsü” adlı yazımı ise ancak “geçmişe mazi derler” duygularıyla okuyabiliyorum. Ne kadar da mutlu ve umutlu ve de saf bir taraftarmışım. Kendime acıyorum doğrusu, “ …nice güzel kupalara” falan diye bitirmişim yazımı. Vah, vah!
Geçen akşamki maçı seyretmedim bile, boşu boşuna ümitlenip her defasında hayal kırıklığına uğramaktan fena halde sıkıldım çünkü. Doğrudur, Almanya yenilmeyecek bir takım değildir. Ancak taş gibi sağlam bir kondisyonları vardır ve işi asla şansa bırakmazlar. Profesyoneller gibi hazırlanıp, profesyoneller gibi oynarlar ve profesyoneller gibi de sonuç alırlar. İşin gereği neyse onu yerine getirirler, kurallara uyarlar. Bu disiplini de önce ailede edinirler, sonra okulda pekiştirirler ve en sonunda da futbol yaşamlarında perçinlerler. Bu tabii ki sadece sporda değil, hayatın tüm alanlarında geçerlidir. Ve sadece Almanları kapsamaz, gelişmiş tüm refah toplumlarının ortak özelliğidir.
Biz ise toplum olarak disiplinden pek haz etmeyiz. Ne ailede, ne okulda, ne de iş hayatında. Kurallara uymak yerine, onları çiğnemek konusunda maharetliyizdir daha çok. Sonuca çok çalışarak ve işin hakkını vererek değil, Allah vergisi olağanüstü bir yetenekle tepeden inerek varmayı severiz. Asıl zor olanın zirveye varmak değil, orada kalmak olduğunu bir türlü anlamak istemeyiz. Duygusal patlamalar yaşatan parlak anlık başarılarla mest olup gitmek isteriz - Dünya ve Avrupa üçüncülüklerinde olduğu gibi.
Yetenekli bir millet olduğumuz kuşku götürmez. Özellikle futbolda Avrupa kıtasının Brezilyası olmaya adayız. Daha doğrusu adaydık. Şu anda ise değil herhangi bir ekolü, ülkemizi bile temsil etmekten aciziz. Çünkü bu işe gerektiği gibi asılmıyoruz. Futbolcularımızın çoğu hala gerçek anlamda birer profesyonel değil. Belki Fatih Terim'in ateşlemeleriyle belli bir yere varıldı, ama uzun süreli ve kalıcı bir başarı için “koçum” mantığından çok daha fazlası gerek. Ama her şeyden önce bize bizim “dilimizden” anlayan çalıştırıcılar gerek.
Yabancı antrenörlerle ne ligde ne de milli maçlarda sağlıklı sonuç alamıyoruz. Zaten çok parlak isimler getiremiyoruz, ama onlara öyleymişçesine servet ödüyoruz. Alt yapıya harcamamız gereken parayı millilerimize hala “Türkler” diyen ve bu ülkeyle hiçbir empati kuramamış olan bir yabancıya harcıyoruz. Bu yıldızı sönmüş ünlü yabancı futbolcular için de geçerlidir. Hem oynama aşkları kalmamış oluyor hem de televole mantığıyla burada iyicene futboldan uzaklaşıyorlar, ama ceplerine servet indirip öyle gidiyorlar. Geride ne bırakıyorlar, orası çok tartışmalı. (Tabii, Alex ve Toni Schumacher gibi yabancılara can kurban. O ayrı.)
Yazık değil mi?
Oysaki artık son derece yetkin genç yerli hocalarımız var. Onlara şimdiye kadar şans tanımış olsaydık bundan daha kötü durumda olamazdık herhalde. Keşke millilerimiz zamanında Ersun Yenal'le devam etseydi. Ertuğrul Sağlam, Rıza Çalımbay ve tabii Aykut Kocaman'ların olduğu bir ülkede neden saçı başı ağırmış yabancılara servet harcanır, anlamakta zorlanıyorum. Christoph Daum da yabancıydı, ama en azından ülkemizi çok benimsemişti. (Ayran reklamlarına bile çıkıyordu.)
Hiddink ise adeta buz torbası. Sanki bu göreve mecbur edilmiş gibi. Belki de o kadar paraya hayır diyemedi. Neticede o da bir mecburiyettir.
Kendi içimizden yetişenlerle artık yola devam etmenin zamanıdır diye düşünüyorum. Futbolla yatıp futbolla kalkan bir ülkede genç yetenekler bulmaktan kolay ne vardır. Bu ülke Mesut Özil'ler kaynıyor, ama onları Real Madrid'e kadar götürecek bir anlayış yok. Mesut'u Mesut yapan Almanlardır, onların oyun ve çalışma anlayışı. Bizim de aynısını yapmamamız için hiç bir neden yok. Ama bu gençlerin belli bir eğitim seviyesine varmalarını da mutlaka sağlamalıyız. Sırf spor yeteneğiyle olmuyor bu işler. Bu antrenörler için de geçerli.
Ben millilerin başında en kısa zamanda “milli” bir isim görmek istiyorum. Kim olursa olsun. Yeter ki bizden olsun.
Bu kadar dibe vurmuşken de, takımda korkmadan genç isimlere yer açalım. Şımarmış ve paraya doymuş olanlarla daha fazla vakit kaybetmeyelim.
Canla başla çalışana her bir isme de - hangi takımdan olursa olsun - sahip çıkalım. Ne abartılı övgülerle göğe çıkaralım ne de öldürücü eleştirilerle mahvedelim.
Her şeyden önce de istikrarın peşinde olalım. “İmparatorun gladyatörleri arenaya indi” gibi çocuksu ifadeler yerine yetişkinlere yakışır ciddi ve tutarlı bir dil benimseyelim. Ve de çok çalışalım ve çalıştıralım. Nefesi önce tükenen kaybetmeye mahkûmdur. Özellikle de futbolda.
Ben kendi adıma dibe vurduğumuza çok memnunum. Çünkü tuttuğumuz yol, yol değildi.
Hatalardan öğrenmenin ve sıfırdan başlamanın tam zamanıdır.
Haydi Türkiye!
Zuhal Nakay
http://twitter.com/#!/sadevatandasnet
http://www.gazetemen.com/yazarlar
Bu içerik 12747 kez okundu
İçeriğin Orjinal Hali
http://www.sadevatandas.net/yorum10102011.htm
Etiketler: Guus Hiddink,Yabancı Antrenörlere Ödenen Servet,Millilerin Düşen Başarı Grafiği,Fatih Terim,Başarılı Yerli Hocalar,Aykut Kocaman,Ersun Yenal,Rıza Çalımbay
trakyali22la tüm yorumları (1) 01/11/11 12:23

Bu kadar kolay mı?
Siyaset17 Aralık 20102310 kez okundu
Erdoğan ve Kılıçdaroğlu artık rakip!
19 Aralık 2010Siyaset2081 kez okundu
CHP ve İMAJ
23 Aralık 2010Siyaset1593 kez okundu
Kürt vatandaşlarımızı neler bekliyor?
27 Aralık 2010Siyaset3196 kez okundu
Müslümanların modernlikle imtihanı
31 Aralık 2010Siyaset1810 kez okundu
Yılbaşında kaçan fırsat
05 Ocak 2011Siyaset785 kez okundu
- Kendini bilen kişi...Yaşam Kendini bilen kişi, ne yazı kış yapmaya çalışır...
- Estetikten Önce Dikkat Edilecek Altı KuralSağlıkEstetik ameliyat kararı alırken kafanızın net olması gerekir.
- Suçluluk Duygusu Cinsel Sorunlara Yol Açıyor!SağlıkÇoğu zaman cinsel işlevsizliğin kökeninde suçluluk duygusu yatıyor.
23 Mayıs Çarşamba, 2012