Bir İstanbul Masalı
Ne kapılar eskitmişti yorgun ayaklarım gelip-geçerken eşiğine takılmaktan.
Aylardan Ekim idi. Hüzünlü bir sonbahar akşamında evimin kapısını kilitlerken hissettiğim hüzün bir daha o kapıdan içeri girmeyeceğimin bilinci içerisindeki ruh halimin getirdiği sürükleyici ve yıpratıcı bir duygu karmaşasından kaynaklanıyordu. Öyle ya “Bu anahtarlar bir daha bu kapıyı açmayacak” diyordu ellerim yüreğime… Açmadı da…
Ne kapılar eskitmişti yorgun ayaklarım gelip-geçerken eşiğine takılmaktan. Bu defa ki mermerdi, aşınmamıştı ama çatlayıvermişti. Orta yerinden. Bana inat, yüreğime inat sanki. “Sen ikiye bölünemezsin ama ben bu işi iyi bilirim” dercesine…
Kim bilir nerededir şimdi o anahtarlar. Kim bilir nerededir o kapı. Kim bilir hangi çöplükte ya da hangi moloz yığınındadır mermer eşik. Kim bilir?
***
Bir İstanbul Masalı hayaliyle beklentisiyle ümidiyle değildi bu geliş. Taşı-toprağı altınmış, hele bir gidelim elbet başımızı sokacak bir yer buluruz, midemize dolduracak aş buluruz diyerek değildi hasret mücadelesine karar verişimiz.
Gezilecek-görülecek çok yerleri varmış ya, hele bir gidelim yerleşelim gezer tozarız, tadını çıkartırız sıkılıca da geri geliriz nevinden değildi gurbetin dikenli tellerini yorgan belleyişimiz.
***
Zorunluluktan denilebilir, mecburiyet hasıl oldu denebilir, el-mahkum diye addedilebilir. Evet, ömr-ü hayatımın en deli yıllarında yollarımızın kesişmesiyle aşkına düçar olduğum günlerce peşinden dolanıp da avucumu bile yaladığım kendimi onda kaybettiğim ama yine onda bulduğum yaşam pınarım mutluluk sevincim huzur sükunum her şeyden önemlisi ilahi kudretin ruhuma emaneti muhterem zevcem nam-ı diğer “zevce hazretleri” sebebiyle ayak vurduk bu yollara.
Zat-ı alilerinin mecburi hizmet denilen devlet yükümlülüğünden mütevellit tayin olundukları hastane İstanbul nam şehrin hudutları içerisinde olduğundan bu hudutlar içinde yaşamaya mecburiyetimiz hasıl oluvermişti işte.
***
İnsanın yıllarca yaşadığı yer ucube bile olsa gözüne saraydır. Orayı bırakıvermek kolay değildir. Hele ki orada cümle dostları ikamet ediyor, aile büyükleri hayatlarını idame ettiriyor ise o vakit mekanın kutsallığı ve vazgeçilmezliği daha da artıveriyor.
Horoz diyarı nam Denizli ilinden taşı-toprağı altın nam şehir İstanbul’a gelişimizin “seher” vaktindeyiz daha? Kim bilir kaç vakit geçecek bu kendine has deveranı olan döngüden? Kim bilir tan yeri ne zaman ağaracak isli ve puslu gecenin sonunda? Kim bilir kuşluk ne vakit görünecek gri bulutların ardından çıkan güneşle? Kim bilir öğlesi nasıl olacak, ikindisi nasıl ve ne kadar? Ve bakalım akşam olacak mı batmayan güneşlere inat salına salına inerek ufuklarından? Ve dahi ve, yatsı vakti ne zaman girecek ömrün merdivenlerinde pinekleyen bedenlerin yaşadığı ışıksız gecelerde? Gözler nerede yumulacak kim bilir mavi bakışlara ve yeşil umutlara? Kim bilir?
Murat HACIOĞLU
***
“Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.” Mehmet Akif Ersoy.
www.murathacioglu.com
Bu içerik 623 kez okundu

Yatak odası açılımı
Alışveriş03 Kasım 20092405 kez okundu
Köşe Yazarlarım
03 Kasım 2009Yaşam413 kez okundu
Galatasaray'a küfür eden Ercan Saatçi'nin foyası ve Metin Özülkü'nün boyası
04 Kasım 2009Spor3901 kez okundu
Sersem Tavuk
04 Kasım 2009Eğlence-Hobi1150 kez okundu
Kel başa şimşir tarak
04 Kasım 2009Eğlence-Hobi787 kez okundu
Devletin malı deniz, yemeyen domuz!
09 Kasım 2009Sağlık1536 kez okundu
- Güzellikler ve çirkinliklerYaşam insanlık nasıl zor bir işmiş görelim ve artık bir şeyler yapabilmek için kararımızı verelim.
- Sancaktepe “2012 Yılının En iyi Güreş Takımı” seçildiBölgeselYılının En iyi Güreş Takımı seçilen Sancaktepe Belediyespor Güreş Takımı’nın ödülünü Belediye Başkan
- Suçluluk Duygusu Cinsel Sorunlara Yol Açıyor!SağlıkÇoğu zaman cinsel işlevsizliğin kökeninde suçluluk duygusu yatıyor.
23 Mayıs Çarşamba, 2012