Genel Uyarı

Bu sitedeki içeriğin Milliyet.com.tr ile ilgisi bulunmamaktadır. SizdenSize, tamamen üye sitelerin içeriklerinden oluşuyor.
Bu içerik 20 Şubat 2012 Pazartesi 8:49 de eklendi, 1 kere paylaşıldı

Dindarın ateşle imtihanı: Zenginliği Yönetmek

Sahip olduğumuz herbir şey yönetim bilgisi gerektirir.

Öğrencilerimle söyleşilerimde veya seminerlerimde üzerinde sıklıkla durduğum konulardan birisi varlığı yönetebilmek konusudur. Mesela güzellik bir varlıktır kadınlar güzel olmak isterler, ama güzel olmanın yönetilmesi gereken bir varlık-değer olduğunun farkında olan kadın sayısı fazla değildir. Güzel bir kadınsanız, birçok art niyetli beklentinin, kıskançlık durumunun ve buna benzer bir sürü şeyin merkezinde olursunuz. Bütün bunlar yönetilmesi gereken durumlardır. Mesela bir arabanız varsa, o da yönetim gerektiren bir değerdir. Arabanızı ne sıklıkta kullanacağınız, nerede park edeceğiniz, yıllık bakımının, vergilerinin takibi vs gibi konular artık hayatınızdadır ve bütün bunları takip ve organize etmeniz gerekir.
Zenginleştikçe yönetmeniz gereken şeylerin sayısı artar
Kısacası, hayatınız zenginleştikçe, yönetmeniz gereken varlıkların-değerlerin sayısı artar. Bununla birlikte mesela satın almış olduğunuz bir cep telefonunun kutusunda teknik bir kullanım kılavuzu bulunabilir, fakat o kutuda telefonun kullanım adabıyla ilgili bir kılavuz yoktur. Mesela bir kadın için “güzel” olmanın nasıl yönetileceği konusunda bir kılavuz bulunmamaktadır. Veya cebinizdeki para size, onu nasıl kullanacağınızı veya önünüzde ne gibi seçenekler olduğunu söylemez. Bundan sonrası, sizinle ve gerekli donanımı edineceğiniz kaynaklarla ilgilidir. “Magandayım, ama para bende” veya benim sevdiğim şekliyle “Para bende, ama hâlâ magandayım” tabiri de sahip olduğu varlıkları yönetemeyen ve aslında onları tam anlamıyla duyumsamayan kişileri anlatır.
İnsan için şah damar önemlidir, ya kılcal damarlar?
Türkiye’de, yeni bir sistemi oturtma düşüncesiyle, geçmişe bir sünger çekme çabası olmuştur. Şahdamarımız zarar görmemiş gibidir, fakat uzun bir dönemin varidatı olan değerler “eskimiş-köhne” muamelesiyle silinince, hayatı dolduran irili-ufaklı kılcallar kaybolmuştur. Dolayısıyla şu soruyu cevaplamakta fayda var: Hepimiz şahdamarı yüceltiriz, peki bir insanın çoğu kılcal damarlarının bir anda yok olduğunu varsayalım. Acaba o insanın durumu ne olurdu? Bunun gibi, özgürlüğümüzü şahdamarımız sayarsak, onun dışında kalan ve uzun bir sürede birikmiş olan değerleri, eziğini-sağlamını, boşunu-dolusunu ayırmadan bütünüyle reddetmek de, bir medeniyetin kılcal damarlarını yitirmesi anlamına gelmez mi? Zaten öyle de oldu… Sonuç olarak, şu anda varlıklı olabiliriz, ama bunları yönetebilmek için gerekli olan teknik ve adabla ilgili protokollere-kurallar topluluğuna sahip değiliz.
Dindarın ateşle imtihanı nerde başlıyor?
Bu kılcal yoksunu hayat içinde, parayla ve varlıkla ilgili protokollerimiz de zayıf kalmıştır. Zaten ülkemizde, parayla ve varlıkla yaşamaya uzunca bir süredir (200-300 yıldır) alışkın olan ailelerin sayısı  bir elin parmaklarını geçmemektedir. Başka bir deyişle, ülkemizde paralı-varlıklı insan sayısı çok olsa bile, parayla tanışıklıkları uzun bir geçmişe sahip olan, varlıklı olmanın nasıl bir şey olduğunu görmek için bakıp, örnek alabileceğimiz ailelerin sayısı da fazla değil. Bunun anlamı şudur: Eğer ciddî bir değerler topluluğu-protokol meydana getirmezlerse veya bu konuda bir düşünürün fikirlerini takip etmezlerse, bu ülkedeki zengin ailelerin önemli bşr kısmı, bir süre sonra maddî veya manevî olarak çökeceklerdir.
Ya dindarlar?
Dindarlar imtihanı ise, uzun bir yokluğu yönetme sürecinden sonra varlıklı hayatla, bu hayatı yönetme konusunda protokollerin bulunmadığı bir ortamda tanışmaktır. Bu aslında Türkiye’de bir çok kişinin sorunudur. Bununla birlikte, bu durum, mesela “kul hakkının hassasiyetine” vurgu yapan bir grubun öncelikli sorunudur. Ayrıca, insanlar, mazlumken veya mazlum konumundayken, hayat bir bakıma kolaydır. Bu durumda, haksızlıklardan gönlünüzce şikâyet edersiniz. Çünkü ipler başkalarının elindedir. İşçi haklarından, özgürlüklerden, emeğin kıymetsizliğinden, imkânsızlıklardan söz edip, bu konuda kabahati olanları eleştirebilirsiniz. Veya kadın-erkek ilişkilerinde özenli ve dikkatli olmak gerektiği üzerine vaaz verebilirsiniz. Ama artık mesela siz de işverenseniz, bu sefer gözler size döner. Zenginseniz, zekât vermeniz, sosyal çalışmalara destek olmanız ve kendi çalışanlarınızın haklarını vermeniz beklenir. Kadın erkek ilişkilerinde hassasiyetiniz dikkatle takip edilir.
İddialı hayat, sorgulanmayı getirir
Belirli ve net bir mesajı olan insanlar sıklıkla sorgulanırlar. Bir ürün veya hizmet hakkında bile iddialı konuşsanız, bir çok sorunun muhatabı olursunuz. Bu soruların bazıları sizi anlama gayretiyle, bir kısmı da sizi "mat etme" amacıyla sorulurlar. Dindar bir insansanız ve hassas bazı ölçülere vurgu yapıyorsanız, insanların gözleri üzerinizde demektir. Mesela kul hakkının hassasiyetini vurguluyorsanız, çevrenizdekiler, kul hakkına riayet edip-etmediğinize dikkat ederler. Yıllarca mazlum olduğunuzu beyan ettiyseniz veya gerçekten mazlum durumunda olduysanız ve bir gün siz de güçlendiğinizde, sizin her hareketiniz takip edilir. Bunda şaşılacak bir şey de yoktur. Mesela rüşvet alma imkânı olmayan bir işte çalışan ve rüşvet almanın kötülüklerinden söz eden birisi, rüşvet alabileceği bir işe girse ne yapar? Böyle bir durumdaki bir kişiyi hepimiz dikkatle takip ederiz. Dolayısıyla, Türkiye’de varlık yönetimi, her vatandaşın sorunuyken, hayata dair farklı iddiaları olan dindarın iki kat daha fazla sorunu olmaktadır.
Ateşle imtihan nasıl düze çıkar?
Dolayısıyla “dünya fani-gidişler ani” gibi söylemlerle ortada dolaşıp, çaktırmadan ve sağlıksız bir şekilde piyasaya bulaşmak yerine, sağlıklı bir şekilde dünyevîleşmek gerekir. Paranın size danışmanlık yapmayacağını, size danışmanlık yapıp yol gösterecek kişilerin düşünürler olduğunu kabul etmelisiniz. Türkiye’deki partilerin ve sivil örgütlerin en büyük sorunlarından birisi derin ve çaplı düşünürlerden destek almamalarıdır. Hayatın kılcallarını ve varsıllığın nasıl yönetileceğini tanımlayan kişiler, düşünürlerdir. Onlar adanmışlardır ve hayatı anlamak konusunda onlara yardımcı olacak üstatları, ilhamları, kaynakları vardır ve köklü bir ekolden gelirler. Siz işadamı, işkadını olarak para kazanabilir veya bir politikacı olarak, partinizin (varsa) felsefesini seslendirmek için il il gezebilirsiniz, ama o felsefeyi kurmak veya hayatın kılcallarına kafa yormak için gerekli olan zamanı bulamazsınız. Bugün bütün dünyada 2-3 bin adet Türk okulu olduğu söyleniyor. Bu konuda zengin-varlıklı kişilerin büyük katkısı var. Bununla birlikte şu soruyu sormalıyız: “Onlara ilham veren bir düşünür olmasaydı, yabancı ülkelerde yer alan ve mezunları Türkiye hayranı olan binlerce okul açma fikrinin bu insanlara uğraması acaba kaç yıl alacaktı?”
Savaş ŞENEL
İngilizce Eğitim Danışmanı
& İletişim ve Yazarlık Koçu

Bu yazıma eşlik eden şiir: “Başka Biri Olacaksın” Ataol Behramoğlu

(Selçuk Yöntem yorumuyla)

Bu içerik 1145 kez okundu

İçeriğin Orjinal Hali
http://www.savassenel.com/index.php/yazilarim/41-makaleler/144-dindarn-atele-imtihan-zenginlii-yoenetmek.html

Etiketler: ateş,imtihan,dünyevileşme,din,dindar,dindarlar

Bu içeriği ekleyen site : savassenel.com/