Genel Uyarı

Bu sitedeki içeriğin Milliyet.com.tr ile ilgisi bulunmamaktadır. SizdenSize, tamamen üye sitelerin içeriklerinden oluşuyor.
Bu içerik 01 Ocak 2012 Pazar 7:29 de eklendi, 1 kere paylaşıldı

Duygularımızı ameliyatla aldırabilir miyiz?

Duygular, efendilerimiz değillerdir!

Issız Adada diş ağrısı

Vaktiyle bir gazete haberi okumuştum. Bu haberde bir bilim adamı, ıssız bir adaya ve uzunca bir süre kalmak için gider. Bu uzun sürecek olan ikamet durumu için bazı tedbirler alır ve onlardan birisi de bütün dişlerini çektirmektir. Çünkü ıssız bir adada yaşarken, diş çürümesi ve devamındaki olası ağrıları gidermesini sağlayabilecek herhangi bir tedavi veya çözüm bulamayacaktır. Dolayısıyla bütün dişlerini çektirerek olası acı kaynaklarını yok etmiş ve onların yerine takma dişler yaptırmış. Elbette bu bilim adamı, kalacağı adada ortaya çıkacak her sorun için önceden ve mutlak bir çözüm bulamamıştır, ama belli ki bu konuda elinden gelenleri yapmaya çalışmış!
Protez Dişler –Protez Duygular
Dişlerimizi çektirip yerlerine protez ve çürümeyen çürüseler de acımayan dişler yaptırabiliriz. Peki ya duygularımız? Onları aldırabilir miyiz? İnsanda amigdala adı verilen, Latince adı “corpus amygdaloideum” olan, limbik halkanın altında, beyin sapının üzerinde yer alan bir kütle vardır. Gözlemlere göre sağlıkla ilgili sebeplerle bu kütle alındığında, kişi üzüntü hissedememektedir. Sözgelimi çocuğu öldüğünde kötü bir şey olduğunu ve normal şartlarda üzülmesi gerektiğini bilmekte, ama yine de herhangi bir üzüntü duymamaktadır. Böyle bir durumun avantajları olsa bile, kaçımız bu denli duyarsız olmayı isteriz?
Duygular efendimiz değillerdir!
Duygularımızı veya onların kaynaklarını göz ardı etmek ne kadar yanlışsa, duygularımıza kapılmak da bir o kadar yanlıştır. ir lise öğrencisiyken, mahallemizdeki bir genç kız onu seven bir adam tarafından kaçırılmıştı. Adam kıza defalarca evlenme teklifinde bulunmuş ve reddedilmişti. Dolayısıyla kızı kendisiyle evlenmeye mecbur etmek için onu kaçırıp-tecavüz etmişti. Kızın ailesi de o dönemin koşullarından dolayı mı bilmiyorum, kızlarının bu adamla evlenmesine izin vermişlerdi. Bir insana sırılsıklam âşık olmak, sizinle evlenmesi için onu kaçırıp-tecavüz etmenizi gerektirmez. Bunun aşkla ilgisi olduğunu da sanmıyorum. Fakat kaynağı belirlenip-tedavi edilmemiş bir duygu köleliği olduğu aşikâr. Duygularla eylemler arasındaki bağı biz kurarız. Yani öfkelendiğimiz birisine vurmamız veya sırılsıklam âşık olduğumuz birisini kaçırıp ona tecavüz etmemiz gerekmiyor!
Duygularımızla ilgili olarak yapabileceğimiz şeyler
Öyleyse duygularımızla ilgili olarak yapabileceğimiz tek şey var ve bu şey de, onları ve onları doğuran kaynakları tanımlayıp-yönetmeyi öğrenmektir. Duygularımızı veya duygularımızın kaynaklarını rol yaparak göz ardı etmeye çalışmak yanlış bir yoldur. Çünkü çözümlenmemiş ve kendileriyle yüzleşilmemiş olan duygular ve sorunlar, patlamış olan kirli su tesisatından sızan su gibi, gereksiz yerlere, yani tavırlarımıza, ruh hâlimize sızarlar ve olmadık zamanda karşımıza çıkarlar. Duyguları veya onları doğuran kaynakları inkâr etmek de çözüm değildir. Olumsuz duyguların kaynaklarını ve sonrasında kendilerini kaldırmak veya onları daha iyiye doğru dönüştürmek yerine kendine veya başkalarına karşı rol yapmak da sonu gelmeyen ve sancılı bir süreçtir. Bunun yerine, duygularımıza karşı verdiğimiz tepkileri zamanımızı kaliteli insanlarla, kitaplarla ve filmlerle geçirerek ve sağlıklı bir şekilde geliştirebiliriz. Böylece, onların daha olumlu ve sağlıklı duygularla yer değiştirmelerini sağlamak mümkün olabilir.
Duygularımızı tanımak ve yönetmek konusunda başarılı mıyız?
Duygularımızı tanımak ve yönetmek konusunda çok da başarılı olduğumuzu söyleyemiyorum. Âşık olduğunu iddia ettiği kadını öldüren erkeklere az da olsa rastladığımız bir ülkedeyiz. Aşk sizi katil eder mi? Aşkın kendisi değil, ama getirdiği kıskançlık nöbetleriyle başa çıkamamak veya kadın doğasının sunduğu gizemli ve bazen yorucu olan ilhamları yönetememek, sizi katil etmese de, hasta edebilir!
İnsanın kendisini okuması nasıl mümkün olur?
Duyguları tanımlayıp-yönetmenin yolu kendini okumaktan geçer. Bunun yolu da sizin kendinizi okumanızı sağlayabilecek olan bir eğitimden geçmenizdir. Bunun için de, bizi içimizde keşifler yapmaya iten eserler okumamız, dinlememiz veya seyretmemiz iyi bir yöntemdir. Aslına bakarsanız, bu konuda oldukça ve geleneksel anlamda da zengin bir kültüre sahibiz. Dikkatle incelediğinizde, Risale-i Nur Külliyatı ve Mesnevî gibi eserlerin aslında insana önce kendisini okumayı öğrettiğini görebilirsiniz.
Romanlar, filmler, hikâyeler, filmler vs size sizi anlatırlar
Kendimi okumak konusunda benim kişisel olarak faydasını gördüğüm diğer edebî türler ise, özellikle çocukken okumuş olduğum hikâyeler, romanlar ve seyretmiş olduğum TRT dönemleri filmleridir. Meselâ çok küçükken TRT’de seyretmiş olduğum “Banazlı İsmail” adlı bir dizi vardı. Banazlı İsmail karakterinin sevdiği kadınla ilgili olarak sarf ettiği “Ona kalbimi verdim, aklımı vermedim!” ifadesi, bana daha o yaşta bir şeyi öğretmişti: Bir ilişkiyi yöneten şey, sevginiz değil, aklınız ve onun temel aldığı değerler olmalıdır. Bunun anlamı sevgiyi göz ardı etmek değildir, ama onun getirebileceği coşkunun veya diğer duyguların sizi, sevdiğiniz kişiyi veya 3. şahısları incitmesine izin vermemektir.
Zaaflarını kabul etmek, onları giderme sürecinde birinci adımdır
Elbette okuduğumuz, dinlediğimiz veya seyrettiğimiz eserler doğrudan doğruya beni veya sizi anlatmazlar, ama insanı ve onun derinlerindeki duyguları, zaafları, ihtirasları, arzuları ve diğer şeyleri anlattıkları için, bir insan olarak sizin de kendinizi keşfetmenizi sağlarlar. Kendinizi okumayı öğrendiğiniz zaman, duygularınızı, onların kaynaklarını, zaaflarınızı vs. gibi şeyleri de keşfedersiniz. Kendinizi önce olduğunuz gibi kabul etmeyi, kendinizi kandırmamayı ve sonra da nasıl değişebileceğinizi öğrenirsiniz. Ne olursa olsun duygularınızı veya zaaflarınızı kabul etmeyi, ama onların varlıklarını kabul etmenin, onları onaylamak olmadığını fark edersiniz. Bu arada başkalarına karşı daha hoş görülü olmaya da başlarsınız.
Duygular ve spor
Dolayısıyla spor salonları gibi yerler dâhil, (Bruce Lee’nin sadece bir Kung Fu Üstadı değil, aynı zamanda bir düşünür olduğunu biliyorsanız, bu önerim hiç de mantıksız değil) her kurumda iyi bir kitaplık, film arşivi ve süreli yayınlar olması gerektiğini düşünüyorum. Aksi hâlde çevremizde, duygularını birer zenginliğe değil, onları kendileri için diktatör efendilere dönüştürmüş olan kişilerle ve sıklıkla karşılaşırız. Bu tip insanları “Onu dövüyorum, çünkü onu kıskanıyorum” veya “Ona her şeyimi verdim, çünkü onu çok sevmiştim” gibi ifadelerinden tanıyabilirsiniz.
Yeni bir yazıda görüşmek üzere…
Savaş ŞENEL
İngilizce Eğitim Danışmanı
& İletişim ve Yazarlık Koçu
 
Bu yazıya eşlik eden melodi: Lisa Gerrard "Now We Are Free"
Bu yazıya eşlik eden tütsü-Koku: Sandal
Bu yazıyla ilgili film önerisi: Equilibrium (2002)
Bu yazıyla ilgili olarak kitap önerisi: Daniel Goleman “Duygusal Zekâ”

Bu içerik 1415 kez okundu

İçeriğin Orjinal Hali
http://www.savassenel.com/index.php/yazilarim/41-makaleler/122-duygularimizi-amelyatla-aldirablr-myz.html

Etiketler: duygular,tecavüz,kız kaçırma,aşk,nefret,kölelik,köle,köleler

Bu içeriği ekleyen site : savassenel.com/